Rus hükümeti

Almanya hükümeti, Rus muhalif lider Aleksey Navalni'nin Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendiğini açıkladı.. Alman hükümetine göre Navalni'nin toksikoloji sonuçları açık bir şekilde Noviçok sinir gazına işaret ediyor. Ağustos ayında Siberya'daki Tomsk şehrinden Moskova'ya giden uçakta bayılarak rahatsızlanan Navalni, götürüldüğü hastanede komaya girmişti. Kırım Hükümeti, Rusya Devlet Başkanlığı Kırım Daimi Temsilciliği ile birlikte bir internet sitesi üzerinde düzenlediği 'Rus Dünyası Tarihinde Kırım' adlı uluslararası yarışmayı kamuoyuna duyurdu. Almanya hükümeti, Rus muhalif lider Aleksey Navalni'nin Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendiğini açıkladı. Alman hükümetine göre Navalni'nin toksikoloji sonuçları açık bir ... Rus Hükümeti ile ilgili tüm haberleri ve son dakika Rus Hükümeti haber ve gelişmelerini bu sayfamızdan takip edebilirsiniz. Toplam 2.042 Rus Hükümeti haberi bulunmuştur. Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, yaptığı yazılı açıklamada, yapılan testlerin ardından Navalnıy’ın sinir hastalıklarıyla mücadelede kullanılan Novichok grubuna ait bir kimyasal ile kesin olarak zehirlendiğinin tespit edildiğini belirtti. Seibert, zehirlenme olayını ... Alman hükümeti, Berlin’de tedavisi devam eden Rus muhalif Aleksey Navalny’nin kesinlikle zehirlendiğini açıkladı. Abone Ol Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, yaptığı yazılı açıklamada, yapılan testlerin ardından Navalny’ın sinir hastalıklarıyla mücadelede kullanılan Novichok grubuna ait bir kimyasal ile kesin olarak ... Rus Hükümetinden , hafif sanayiye 1 milyar ruble maddi destek geldi. Alınan destek kararı, Başbakan Mihail Mişustin’in imzaladığı kararname ile yürürlüğe girdi. Rusya Federasyonu Hükümeti’nde, hafif sanayiye müjde niteliğinde karar geldi. Başbakan Mişustin, söz konusu kuruluşlara 1 milyar ruble desteğin tahsis ... Almanya hükümeti, Rus muhalif lider Aleksey Navalni’nin Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendiğini açıkladı. Alman hükümetine göre Navalni’nin toksikoloji sonuçları açık bir şekilde Noviçok sinir gazına işaret ediyor. Ağustos ayında Siberya’daki Tomsk şehrinden Moskova’ya giden uçakta bayılarak rahatsızlanan Navalni, götürüldüğü hastanede komaya ... Almanya hükümeti, Rus muhalif lider Aleksey Navalni'nin Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendiğini açıkladı. 13 August 2020 Meeting on the construction of Baimsky Mining and Processing Complex Mikhail Mishustin: “The Baimskaya range ranks among the world’s five largest undeveloped sites with rich deposits of copper, as well as gold, silver and molybdenum. Developing this area will support the entire Chukotka Autonomous Area, and will have a positive effect on reaching our federal goals, including ...

Munzur’un Zirvesinde Dersim Görünür

2020.08.20 03:26 karanotlar Munzur’un Zirvesinde Dersim Görünür

Munzur’un Zirvesinde Dersim Görünür

https://preview.redd.it/vhtefy1682i51.jpg?width=190&format=pjpg&auto=webp&s=9e117697ce88b279841f4f5b7a3492f6f7e06b84
İbrahim Aksoy

Dersim; Çemişkezek, Arapkir, Koçgiri, Amiryon, Azergan ve Gımgım gibi Ermeni yerleşim yerleri ile çevrili, takriben 60-70 bin kilometrekare, 3950 metre kadar yükselen dağlık bir alandır. Ardıç ve Meşe ormanlarıyla kaplı, çok sayıda akarsuyu vardır. Birkaç çeşit geyik, yabani koyun, domuz, ayı, vaşak, kurt ve her türlü av hayvanı yaşar, insan için yaşam koşullarının çok zor olduğu bir alandır.

İslam Halifesi Hz. Ömer döneminde, Müslüman Arap orduları, Kürdistan’a saldırmaya başladılar. Müslüman Araplara göre Zerdüşt Kürtler “putperesttir, Mecusi’dir ve katli vaciptir”. İslamiyet kan dökerek insanların kalbine hâkim olmaya çalıştığı devirlerde, Kürtlerin kalbine hâkim olamadı, onlarda kuzeye doğru kaçıp geldiler. Gelenlerin bir kısmı Palu-Bitlis arasındaki dağlarda gizlenmeye çalıştı. Burayı geçebilenler de geldi Dersim’in dağlarında gizlenmeye çalıştılar. Buralar Ermeni hakimiyetindeydi, Müslüman Arapların katliamından kaçan Kürtlere, Ermeniler kucak açtı, onlara sahip çıktı ve korumaya çalıştılar.

Palu-Bingöl dağlarında yaşayan Zerdüşt Kürtler, 1000 Yıl boyunca hiçbir yere bağlı olmadan yaşamaya çalıştılar. Osmanlı-Alman Berlin anlaşmasından sonra, Anadolu’yu İslamlaştırma hareketi başladı. Osmanlı, Meşhur Palu katliamında sağ kalanlar da Müslümanlaştı. Hiç konuşulmayan Palu katliamı bir başka yazı konusu. Osmanlı Türk olmadığı için, Türkleştirmeye gerek görmüyor, Müslümanlaşması yeterliydi.

Dersim; çok daha geniş, daha sarp ve yeteri kadar barınacak mağaraları olduğu için, Palu’dan daha şanslı idi. En son Dersim Osmanlının ortasında bağımsız bir bölgeydi. Ermeni katliamından sonra, Ermenilerden boşalan alanlara Alevi Kürtler yerleşmeye başladı. Fakat Berlin anlaşmasından sonra, Osmanlı da başlayan İslamlaştırma, öncelikle Dersim Osmanlının hedefi oldu.

Ben Berlin anlaşmasını daha önce yazmıştım. Anlaşmadan dolayı eleştirilen Kral II-Friedrich “Osmanlı neden bizim Hindistan’ımız olmasın” diye anlaşmayı savunmuştu. Berlin-Hicaz ve Berlin-Bağdat demiryolu çalışmaları, anlaşmayla başladı. Birinci Dünya savaşının tek sebebi de bu anlaşmadır. Almanya’nın tek hedefi Osmanlı topraklarındaki petrol yataklarıydı.

Osmanlı hemen Asakir-i Mansure-i Muhammeddiye Ordusunu kurdu ve devşirme askerlerini Müslümanlaştırmaya başladı. Merkeze yakın olan Anadolunda müslümanlaşması gerekiyordu. Nusayrı’lar neler yaşadığını önceki yazımda, anlatmaya çalıştım. Onu takip eden Palu katliamı, arkasında Ermeni katliamı ve sıra Dersime gelmişti. Elbette ki bu katliamları yapanlar, Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunun, özel yetişmiş Müslüman Paşalarıydı.

Müslüman Şafi-i Kürtler için de Ümmetti Muhammed adına Hilafeti korumak için 1891 tarihinde Hamidiye alaylarını kurdu. Hamidiye alaylarına Ezidi ve Alevi Kürtleri, Müslüman olmadıkları için almadılar. Hatta Müracaat eden bazı Dersim aşiretlerinin müracaatı ret edildi. Bütün Alevilerin güvencesi ama Osmanlılar için çıban başı olan Dersim, ortadan kalkmalı ve Anadolu’daki bütün Alevi’ler Müslümanlaşmalıydı. Bilindiği gibi Osmanlının Türkleştirme diye bir sorunu yoktur. Çünkü Osmanlı Türk değil Afgan kökenliydi.

Gelin hep birlikte Jandarma Umum Komutanlığının Dersim’i ya Müslümanlaştırmak ya da ortadan kaldırmak için hazırladığı, raporlara bir göz atalım. 1877 Tarihinde Koç uşağı Ağası Ahmet, Ferhat Uşağı ağası Alişan Ağa ve bazı ağalar aileleriyle birlikte Sinop’a sürdüler. Dersim’de hayli etkili olan ve Osmanlıların gözünü korkutan Şah Hüseyin’i hile ile yakalayıp Vidin’e sürgün ettiler. Oğlu Ali beyi de Erzincan’da mecburi iskana aldılar. Bu işler insan ölmeden olmuyordu.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Dersimli bazı Ağaların Ruslarla iş birliği yapacağı korkusu ile Ali Şefik Paşa bir alay askerle Kırgan Aşiretine saldırdı. 15 gün süren çatışmalarda çok sayıda insan öldü. Aşiretler birleşip Kırgan’a destek olmaya başlayınca, Paşa korktu gasp ettiği malları ve binlerce davarı aldı, arkasında çok sayıda ölü bırakarak geri çekildi.

1892 tarihinde Alay Komutanı Ali Şefik Paşa, Koç ve Şam uşağı aşiretleri birleştiler gerekçesiyle saldırdı. Aşiretler çok büyük zayiat verdiler. Ali Şefik Paşa’nın da bir albay, bir doktor ve 50 kadar askeri öldü, Saraydan istediği yardım da gelmeyince korktu geri çekildi.

1893-1905 Dersimliler ortalığı karıştırıyor, hükümeti zor durumda bırakıyorlar. Dersimliler hükümete vergi ve asker vermiyorlar, etrafı talan ediyorlar gerekçesiyle ortadan kaldırma planları hazırlanıyor. Öncelikle her biri 400 askerden oluşan, 20 tabur ve iki topçu bataryası görev alacak. Hozat, Arapkir, Harput, Çemişkezek ve Kızılkilise’ye (Nazimiye) birer tabur asker, yerleştirilecek. Hamidiye piyade taburlarını görevlendirmek sorun olur. Her ne kadar Hamidiyeliler Şafii Kürt, Dersim Alevi olsa da Kürtlere güvenilmez. 1907’de Koç uşağı, Şam uşağı ve Reşik aşiretlerine saldırıp büyük bir katliam yapınca, aşiretler birleşti askerler yüklü bir ganimetle geri çekildi.

1908’den 1916’ya kadar durmadan aşirete saldırıp katliam uyguladılar. 1866 tarihinden, 1916 tarihine kadar Dersim’e karşı tam 11 katliam uygulandı.1916 Tarihinde Ruslar Erzincan’ı işgal etti. Osmanlı Ordusu savaşı bıraktı geri çekildi. Kürt’ler Ruslarla birleşir korkusuyla, Dersim’e karşı savaş devam etti. Ermeni katliamında Dersim’e sığınan Ermeniler, Rus ordusuna katıldılar.

1920’de Ankara’da Paşaların Parlamentosu açılmıştı ama Dersim’de katliam devam ediyordu. 1926 Koç uşağı, 1927 Demanen, Haydaran, 1928’de Yukarı Abbas, Keçel, Haydaran, Bal ve Lolan aşiretlerine karşı, katliamlar devam etti. 1930 Pülümür hareketi ile başlayıp, uçaklarla bombalamalar, 1931 senesine kadar devam etmiştir. Yakalananlar, Kurşuna dizilenler, ölüm ve hapse atılanların da sayısı belli değil.

Türklükten hiçbir haberi olmayan devşirme Osmanlı Paşaları, şimdi kendi başlarına kalmışlardı, İşleri de hayli zordu. Şimdi Aleviler hem Müslümanlaşmalı ve hem de Türkleşmeliydi. Kolay olmayan bu iş için önce Dersim ortadan kaldırılmalı ve arkasından da Sivas, Malatya, Maraş, Harput, Antep ve Anadolu’daki bütün Aleviler de ortadan kaldırılmalıydı. Devşirme Paşalar bunun için 1920 tarihinden, 1936 tarihine kadar yüzlerce rapor ve plan hazırladılar. Gerektiğinde Alevi’leri tamamen ortadan kaldırmak için, Hitler’den kimyevi silah bile istediler.

1920’den sonra egemen resmi ideoloji, kendisine resmi din yaratmış ve topluma dayatmıştır. “Kızılbaş bir kadının oynaş ve gündüzlü tutmak ve haftada bir onunla oynaşmak hakkıdır.” “Dersimliler Türk’tür, Dilleri Kürt’tür.” “Korkutarak insanların kalbine hâkim olacaksın.” “Dersim koloni gibi kabul edilip Müslümanlaştırıp, Türkleştirilmelidir”. Devşirme Paşalara çok yakışan bunun gibi daha çok sözleri, raporlarda okumak mümkün.

Raporları hazırlayanlar; B.U.Mf. İbrahim Tali, Mutasarrıf Mardin’i Arif, Celal, Dahiliye vekili Şükrü Kaya başta olmak üzere 40’dan fazla rapor hazırlanıyor. Her aşiretin nüfusu, ekonomik gücü ve silah sayısı, ayrıca hangi aşiretin nereye sürgün edileceği tek, tek belirleniyor. Şükrü Kaya’ya göre Dersimin nüfusu 150 bin civarında. Raporlar ve krokiler Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Başbakan İsmet İnönü ve yetkililere ulaştırılıyor.

Nihayet; Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal 1936 tarihinde Trabzon ziyaretinde, Dersimi kuşatma krokisini kendi eliyle çiziyor ve düğmeye basıyor. 4 Mayıs 1937 TBMM kararıyla katliam hareketi başlıyor. 1937-1938 katliamı herkesçe bilinen bir olay. Sabiha Gökçen’in uçakla attığı bombaların altında, 70 binden fazla Dersimli can verdi. Kadın, yaşlı ve çocuklar, Kutu deresindeki mağaralara gizlendiler. Atatürk’ün askerleri içerisi insan dolu mağaraların kapısına betonla kapattılar. Hala mağaraların içerisi insan kemiği ile dolu. Cumhuriyetin subayları, her biri güzel kızlardan birer tane evlatlık değil, ganimet olarak aldılar. Ganimetin ne olduğunu bilmeyen bazı aptallar, ortalığa düşmüş kızları arıyorlar. Acaba Atatürk’ün subayları, bir erkek çocuğu neden evlatlık almadılar?

Nihayet 347 ağa ailesi ve 3470 nüfusu ile malına mülküne el konarak, her birini batıda ayrı yerlere sürgün ettiler. Sabiha Gökçen’in uçaktan attığı bombaların altında, bütün köyler harap oldu. Bütün Dersimin malı, mülkü ganimet olarak ellerinden gasp edildi. Erzincan ve Elâzığ’dan aylarca Trenlerle batıya koyun, keçi ve sığır taşıdı ve batıdaki devşirme Türklere dağıtıldı. Günümüzde batıdaki devşirmelerin evlerinde, Dersimde dokunmuş, halı, Kilim ya da güzel bir Palas vardır. Yürekten yaralı Dersimliler, Türkiye’ye dağıtıldı, 1947 affından sonra, bir kısmı geri döndü.

Atatürk hastaydı haberi yoktu diyenler, Elazığ’da görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil’in hatıralarını okumaları gerekiyor. İzzettin Doğan’ın babası Hüseyin Doğan ve Ali Haydar Veziroğlu’nun dedesi binbaşı Hıdır, Koçkiri ve dersim katili General Hüseyin Abdullah Alpdoğan’a danışmanlık yapıyorlardı.


İbrahim Aksoy

http://navkurd.net/2020/05/munzurun-zirvesinde-dersim-goeruenue
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.31 06:26 NewsJungle Rus ve Türk diplomatlar Moskova'da Libya'yı tartışacak

Bir Rus yetkilinin Perşembe günü yaptığı açıklamada, Rus ve Türk diplomatların yakın gelecekte Moskova'da Libya ile ilgili üçüncü tur istişarelerde bulunacaklarını söyledi.

Moskova'daki bir basın toplantısında konuşan Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Alexey Zaytsev, iki ülkeden gelen heyetlerin, durma anında savaşan tarafların elden çıkarılması da dahil olmak üzere "Libya krizinin farklı yönlerini" tartışacağını söyledi. yangın bildirimi.

Zaytsev, Libya ile ilgili önceki müzakere turlarının Türkiye'de - Haziran ayında İstanbul'da ve Temmuz ayında Ankara'da yapıldığını hatırlattı.

Rusya'nın Libya'ya silah ambargosu ihlalleri hakkında sorulduğunda, "iddialar temelsiz" ve Rusya'yı suçlayan ülkelerin "Libya savaş taraflarına doğrudan silah tedarikinde bulunduğunu" söyledi.

Libya, 2011'de geç hükümdar Muammar Kaddafi'nin görevden alınmasından bu yana iç savaşla parçalandı. Libya'nın yeni hükümeti 2015 yılında BM liderliğindeki bir anlaşma kapsamında kuruldu, ancak savaş ağacının askeri saldırısı nedeniyle uzun vadeli bir siyasi çözüme yönelik çabalar başarısız oldu Halife Haftar'ın kuvvetleri.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.07.27 20:43 EcdadinYolu Ermeni Meselesi - Armenian Subject 1906-1918

To gain Source access, i recommend the Archive Materials on this page:
https://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/09/armenian-violence-and-massacre-in-the-caucasus-and-anatolia-based-on-archives-kafkasya-ve-anadolu-da-ermeni-mezalimi-1.pdf
The Armenian Subject is complicated phenomenon that appeared in the end-times of the ottoman empire where the surrounding global powers tried to seperate the Ottoman Empire from the outside and from the inside through Rebelions.
Esepcially Russia who succesfully invaded the eastern Part of the Ottoman Empire (because the Semi-Ottoman Government hijacked by the Comitee of Union and Progress made unoptimal Decisions as the Sarikamis Disaster ordered by Enver Pasa) with their Armenian Rebells Armenian created an "Armenian Uprising" in times of the 1.World War where with Russian and French support the Armenians belived to get a large country if the ottoman empire is defeated and so they attacked the villiages and civil infrastructure in 15. April 1915 Van and Bitlis and russians occupied the cities.
https://i.imgur.com/yKM7d2G.png
The Ottoman Administration decided a counter measure against these Rebellions and ordered to DEPORT Armeniens to Syria and Sehr-i Zor
The Ottoman Order on 29. April 1915:
SOURCE MATERIAL:
"Osmanli hükümeti 29 Nisan 1915’te vilayetlere yolladigi talimatnamede tehcirle ilgili su emri vermistir :
”Ermenilerin bulunduklari mahallerden çikarilarak tayin edilen mintakalara sevklerinden hükümetin bekledigi gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarini ve bir Ermenistan hükümeti teskili hakkindaki millî emellerini takib edemiyecek bir hale getirilmelerini temin esasina matuf olup, masum kisi ve sahislarin imhasi hedeflenmediginden, sevkiyat esnasinda kafilelerin can emniyeti saglanmali ve muhacirin tahsisatindan sarfiyat yapilarak iaselerine ait her türlü tedbir alinmalidir. …Daha önce de teblig edildigi üzere asker aileleriyle, ihtiyaç nisbetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevkedilmemesi hükümetçe kesin olarak kararlastirilmistir. Kafilelere saldiriya ve bilhassa gasb ve hiss-i hayvaniyelerine maglup olarak irza geçmeye tesebbüs edenlerle, bunlara ön ayak olan jandarma ve memurlar hakkinda gecikmeksizin kanunî tedbir alinarak, siddetle cezalandirilmali ve bu gibiler derhal azl edilerek Divan-i Harblere teslim edilmelidir. Bu gibi olaylarin tekrarindan vilâyet ve sancaklarin yetkililerinin sorumlu tutulacagi beyan olunur”
There is not a single word that commands the executive force to do ethnic cleansing. It was an Order to Deport Armeniens to their Regions like Jerewan and if they didn't comply, force was used to create a forced march, again this Step was taken after they invaded ottoman villiages with the russians, force was used.
There was not a command to annihilate a specific ethnicity for what reasons possible, it was a mass deportation Order after armenien rebellion against ottomans, some may call it death march for certain ways but it was a step taken in War and while being right.
http://www.eglencelitarih.com/?Syf=26&Syz=418032
"“Talat ve Enver Pasa, hemen harp baslar baslamaz, Ermenilerin düsman tarafini tutmalari, bilhassa Osmanli ordusuna karsi düsmanca girisimlerde bulunmalari halinde siddetli karsi önlemler alinacagi hususunda kesinlikle uyardi. Buna ragmen Ermeniler, Türklere karsi düsmanca faaliyetlerde bulunmaktan, bilhassa Türk silahli kuvvetlerine saldirmaktan geri kalmadilar. Baslangiçta çok sayida Ermeni asker, bazi Ermeni subaylari, baslarinda bir Ermeni milletvekili oldugu halde kaçip Rusya’ya gittiler. Bunlar, Rus hududunu geçen Ermenilerle birlikte Ermeni gönüllü alaylarina katildilar. Ruslarin safinda Türk hududunu geçerek Müslüman halka barbarca saldirilarda bulundular. Ermeni haydud çeteleri Osmanli ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bagimsiz birliklere hücum ettiler. Türk hükümeti ve ordusunun ileri gelenleri, Ermenilerin genel bir ayaklanmaya girisecekleri hususunda endise etmekte haksiz degildi. Gerçekten de bu isyan Nisan 1915’te Van’da patlak verdi”(Nejat Göyünç, “Türk Ermeni Iliskileri ve Ermeni Soykirimi Iddialari”, Ermeni Sorunu ve Bursa Ermenileri, Bursa 2000, s. 12)
  1. Dünya savasinin baslarinda Rusya ve Fransanin silah ve para yardimiyla teskilatlanan Ermeni çetecileri özellikle Çanakkale savasinin yasandigi günlerde Anadolu’da büyük bir isyana giristiler. Van’da gerçeklestirdigi isyanda çoluk çocuk binlerce masum sivil insani katlettiler. 15 Nisan 1915’te Van , Çatak ve Bitlis’te isyan çikartip karakollara ve sivillere saldirmislar,ve bunun sonucunda 16/17 Mayis 1915’te Ruslarin Van’i ele geçirmelerine neden olmuslardir. Ingiliz Albay Mark Sykes 3 Agustos 1915’te Kahire’deki Ingiliz kuvvetleri komutani Maxwell’e yolladigi raporda su ifadelere yer vermistir :"
While the Majority of Western Historians,Politicians and Armenian Apologists want to make it seem like the Russian Invaders together with their Seperatists were Angels that came from the Sky, how about we try and bring actual real light to the other Side?
Massacre and atrocities perpetrated by Armenians and Russians
According to writings sent from the provinces of Diyarbekir and Trabzon Armenians bandits and Russians assaulted muslim population, raped women, crammed in houses old people and small children and then burned them, profaned and destroyed mosques and saints’ sepulchres, grilled corpses cut into pieces and then forced the survivors to eat them.
3 Ş. 1334 (5. VI. 1916) Bâb-ı Âlî Dâhiliye Nezâreti Emniyyet-i Umûmiyye Müdîriyeti
Massacre perpetrated by the Russians against Muslim population in Van
According to a report drawn up and signed by the commander of the stationed Gendarmerie regiment Ali Cevad the mayor Abdurrahman, the retired army officer Lieutenant Recep and the deputy superintendant of police of Van, Zübeyr and the testimonies of those who escaped the atrocities "a woman from the village of Ağçakale while returning home after she had bought some necessary articles for a wedding was assaulted by Armenian from Aspashin, raped and her effects seized and handed over to the Armenian committe of the subdistrict of Havasor; this incident has been ascertained after thorough investigations _"on he date of 1330 during the months of december and january, 1331 in this year of war, the Armenians made an attack on the gendarmery outpost of the village Peli, attached to Gevaş and killed the whole guards of eight persons stationed there _"; in march of the year 1331 seven combatants fighting under the command of Bişar Çeto from Diyarbekir while going home on sick leave, were received as guests at Yedikilise, an Armenian establishment at a distance of one hour of walking from the administrative center of the provinces’ capital and were all of them assassinated and some of their bodies were found and together with two of the murderer apprehended, were handed over to the court of justice _" In a village of the subdistrict of Dir turned into slaughterhouse, a young girl in her attire was violated and her nipples cut off, she was uttering a soul rending cries and many little children in the neigborhood, were also massacred with their throats slit _
2 Ş. 1334 (4. VI. 1916)
Atrocities committed by the Russians and Armenians in the village of Aşnak of the Township of Reşadiye in Van
Russians and Armenians attacking the village of Aşnak in Van had committed savageries and atrocities upon its population, burning living women and children, tearing out the eyes of old and young men, openly violating young girls and choosing ten girl and women and after shutting them up in a room and at the night, while feasting and jeering stripped off their clothes and shouted: "Now perform your worship let's see how do you do it" forcing them to execute their will and then, while being raped and tortured they fell dead under rape and tortures.
16 Ş. 1334 (18. VI. 1916)
Atrocities perpetrated by the Armenians and Russians in the neigborhoods of Van
Armenians and Russians committed widespread atrocities in Van and its surroundings and according to the testimony of Firdevs living in Abbasağa quarter, the occupants murdered by torturing women, girls, aged muslims without distinction, ripping the helly of a pregnant women and extracting the young from the wombs to behead it, storming houses and killing the household after they had inflicted them tortures for hours; stripping off the clothes of a small male baby aged six and after cutting off his sexual parts they buchtered him, raping and violating muslim women and those who took refuge in an american foundation,desecrating cemeteries and exhuming buried corpses and profaning tombs of venerated persons by filling in filthes.
28 Ş. 1334 (30. VI. 1916)
Massacre of Muslim population during the occupation of Van and Bitlis
According to investigations made by the governorship of the sanjak of Mardin, the evidences given by muslims who escaped Armenian atrocities; Armenians and Russians killed and hacked the population including children and women who surrendered, throwing men, woman and children into earth oven for baking breads and burning them; the bandits of the kommitadji (armed Armenian brigands) Aremek killed the whole population of about eighty households of a village who had formerly surrendered. 29 Ş. 1334 (1. VII. 1916)
Atrocities perpetrated by Armenians and Russians against Muslims in Bitlis and Trabzon
During Russian occupation, Armenians and Russians with the aim of exterminating the Muslims living in the chief town of the subprefectures of Siirt and the sub-prefectures of Barzan, Sason and Kulp; in the plains of Muş, Malazgird, Bulanik, Hınıs, Pasinler, Eleşkird; in the mountains of Tifnik, Karaköy and Talori in the whole districts, villages and quarters of Van, Bitlis, Genç, Andak and Maçka, set about looting and massacring, setting fire to villages, cramming people in to haystrores and burning them alive; cutting off arms and legs of some children and men and then throwing them into the flames, violating girls and women, killing by knocking down with their rifles’ butts ailed sick people, trampling on living persons with their horses and putting them to swords, throwing on immigrants people shrapnels and letting them explode, seizing goods and chattels from their properties and after beating to death those refusing to give up their goods, sending them to jail and according to investigations made by officials hearing those who had escaped, mosques were converted into churches.
5 N. 1334 (6. VII. 1916)
Massacre perpetrated by the Armenians and Russians in the neigborhood of Hizan
Many women were skinned and then hanged on trees; men still living had their eyes torn up and then fastened to trees and used as shooting targets; small children cut in to pieces; women and girls violated and all killed to the last living one; heads severed, breasts cut and half lacerated small children handed over to their mothers. All the villages of the township of Uçum including the birth place of Bediduzzaman Saidi Kurdî were summoned to surrender, the convent of Dervishes in Hani and Gayda where disabled women, children and women, old people were crammed into was set on fire and burnt with their dwellers; the goverment building of Karasu was also burnt down; atrocities committed by Armenians surpass by far those committed by the Kurds and which were an object of recriminations on the part of the Armenians; all goods and chattels of the villages raided by the Armenians were seized and taken away; dismembered and disfigured human corpses were scattered here and there and the village presents the aspect of a charnel house. 14 N. 1334 (15. VII. 1916)
And this List of happenings can be continued to the point where it may now seem not so unreasonable for the Ottoman (CUP Government) to have given the order on 29.April 1915 to Deport these Rebells and all of their Supporters from Ottoman Territory and also kill the Seperasts who were activly involved in War.
submitted by EcdadinYolu to OttomanSpirit [link] [comments]


2020.07.25 23:11 AllahyokDindogru Türkiye cumhuriyeti üzerinde oynanan büyük oyun

Türkiye cumhuriyetinin en aydın kesimi olarak sizelere eksisözlük kullanıcı olan 24 yaşında bir üniversite öğrencinin devletin ileri gelen bakan başbakan cumhurbaşkanlarının ortak yönleri ifşa eden bi arkadaşımızın içeriğini paylaşmak isitiyorum. Bu içerik ekşisözlükten kaldırılmıştır. En son içeriği okuduğum da favı iki bin kusurdu. Sizlerin de yorum ve görüşlerini almak ve üzerinde tartışmak için bıraya aktarma kararı aldım.
1*bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması...
rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir. (bkz: #45831991)
2*bülent ecevit harvard üniversitesi'nde henry kissinger'ın yanında 8 ay inceleme yaptı. ilginçtir daha sonra henry kissinger abd'de dışişleri bakanlığı yaptı. o esnada ise ecevit türkiye'de başbakanlık yapıyordu. ve tarihler 1974'ü dünyanın ecevit başbakan olarak kıbrıs'a müdahale planını devreye soktu. kissinger ile defalarca görüşme yaptı.
3*süleyman demirel henüz üniversite'den yeni mezun olmuşken 1950 senesinde abd'ye gidip araştırmalarda bulundu. döndü, 1953'te seyhan barajı proje müdürü oldu. bu dönemde adnan menderes'in dikkatini çekerek çok erken yaşta dsi barajlar dairesi başkanlığına getirildi. 1955'te dsi genel müdürü oldu. akabinde eisenhower bursu ile tekrar amerika'ya gitti. döndü, bir kaç sene sonra dünyaca ünlü morrison şirketinin yerel temsilcisi seçildi (bkz: morrison süleyman) ardından siyasete atıldı, 1964'te celal bayar'ın da büyük gayreti ile genel başkan seçildi. yılların süleyman demirel'i işte böyle paraşütle en tepeye iniş yaptı.
4mehmet şimşek'in aynı zamanda ingiliz vatandaşı olması... 2007 senesinde akp'ye karşı girişilen sosyal-ekonomik-askeri baskıdan sonra yaşanan seçimleri akp %47 oy oranı ile kazandı. bu seçimlerden önce hükümet heyeti ingiltere ziyaretinde bulunmuştu. ziyaret esnasında exeter üni. mezunu mehmet şimşek her nasıl olduysa hükümetin dikkatini çekti. ar1bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması… rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir
dından seçimde milletvekili olarak gösterildi. milletvekili seçildi. ve hemen ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapıldı. sanki birileri mehmet'i bakan yapın dercesine...
*exeter üniversitesi demişken, eski c.başkanı abdullah gül de o okulda okudu. ardından islam kalkınma bankasında görevlendirildi. exeter üniversitesi'nin anlam ve önemi için: buyrun
5*exeter'li diğer türkler: fehmi koru (gazeteci) durmuş yılmaz (eski merkez bankası başkanı) şükrü karatepe (refahlı belediye başkaı) ekmeleddin ihsanoğlu (çatı adayı)
6*ali babacan'ın fulbright bursu ile okumuş olması. fulbright bursunun anlam ve önemi için: buyrun
7*dipnot: amerikan burslarının anlam ve önemine binaen:
--- spoiler ---
"1975 yılı. richard podol aıd (uluslararası kalkındırma örgütü) uzmanı.. amirlerine yolladığı türkiye raporunda bakın neler diyor:
“yirmi yıldan fazla bir zamandır türkiye’de faaliyette bulunan amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. önemli mevkilerde amerikan eğitimi görmüş bir türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi kamu kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. bu kimseler halen bulundukları örgütte ‘ilerici güç’ niteliğini taşımaktadır. genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir. aıd bütün gayretleri bu gruba yöneltilmelidir.
geniş ölçüde türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir. burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir. amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır. bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluklar mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması mantık açısından doğrudur." --- spoiler ---
8*turgut özal'ın demirel tarafından bürokratlığa getirilmesi... çok ilginçtir, basit ve sade bir hayatı olan özal semra hanım'la evlenmesinin ardından amerika'ya texas tech üni'ye gidip araştırmalarda bulundu (yazar notu: abd'ye gidip araştırmalarda bulunanlar nedense ilerde hep başbakan oluyor) dönüşte birden elektrik işleri etüd idaresi müdürü olan özal ardından demirel'in danışmanlığına peşinden de dpt müsteşarı yapıldı ve akabinde dünya bankası sanayi danışmanı olması için abd'ye davet edildi. demirel'in yanı sıra erbakanla da çalışan özal milletvekili adayı gösterildi. seçilemedi. tekrar dpt müsteşar vekili yapıldı. ardından batı ülkeleri türkiye'den bazı "ekonomik hamleler yapmasını istedi" demirel önce direndi sonra kabul etti, bu hamleleri yapması için de turgut özal'ı başbakanlık müsteşarı yaptı. böylece özal çok önemli 24 ocak kararlarının mimarı oldu. ardından darbe oldu. 22 ay boyunca bülent ulusu idaresindeki darbe hükümetiyle çalıştı. sonra demokratik seçimlere giren 3 partiden biri oldu. diğeri ise mdp'nin başkanı turgut sunalp'ti.
9*turgut sunalp demişken... turgut özal 1983 seçimleri için kenan evren'in izin verdiği üç liderden biridir. diğerleri turgut sunalp ve necdet calp'tır. turgut sunalp 1948'de abd'ye gönderilen 16 subaydan biridir. bu subaylar abd'ye nato kapsamında eğitim almaları için gönderildi. her biri geri gelince çok önemli vazifeler üstlendi. örneğin 16 subaydan 14'ü 1960 darbesinde etkin rol aldı. 60 darbesinde rol almayan iki isim ise danışkarabelen ve turgut sunalp'ti.
10*danış karabelen demişken... o da 1953'te sona eren kore savaşına katılan türk komutanlar arasındaydı. nasıl olduysa danış karabelen savaştan sonra cia tarafından üstün hizmet belgesi aldı. savaşı amerikan genel kurmayı yaptı ama belgeyi ne hikmetse cia verdi. ardından türkiye nato'ya girdi, karabelen orgeneralliğe yüksedi ve daha sonra "kontrgerilla, türk gladyosu ve ergenekon" olarak bilinen "özel harp dairesi" isimli yapılanmayı bizzat kurdu.
11* 16 subaydan 2'si 1960 darbesine katılmadı demiştik, 14'ü katıldı. evet. onlardan biri de tanıdık bir sima: alparslan türkeş. türkeş darbe bildirisini 27 mayıs cuma günü sabah 5:25 sularında okuyan kişidir. cümlelerini tamamlarken "nato ve cento'ya bağlıyız" diyordu türkeş.
12* nato ve centoya bağlıyız cümlesi türkiye'de yaşanan darbelerin tümünde kullanılmış bir cümledir. 1980 darbesi'nin de sonunu süslemiştir. netekim 12 eylül'de yapılan darbeden sadece iki hafta sonra nato genelkurmay başkanı türkiye'ye geldi ve kenan evren'le görüştü, akabinde rogers planı devreye girdi. rogers nato genelkurmay başkanıydı ve kenan evren'i "yunanistan'ın nato'nun askeri kanadına geri dönmesine onay vermesi için" ikna etmişti. 1974'te yaşanan kıbrıs müdahalesi ile yunanistan natodan ayrılmış 1977 ise geri dönemk için başvurmuştu. fakat geri dönebilmesi için tüm üyelerin onayına ihtiyacı vardı. türkiye ise onay vermediği için yunanistan geri dönemiyordu. bu türkiye'nin en büyük kozlarından biriydi. fakat kenan evren darbeden sadece 1 buçuk ay sonra yunanistan'ın nato'ya dönmesinek koşulsuz izin vermiştir.
13* nato'ya geri dönmek demişken. aslında yunanistan ile nato'dan ayrılan bir ülke daha vardı. o da fransa. fransa da nato'nun akseri kanadına geri dönmek istedi. onu da akp kabul etti. halbuki fransa 2001 senesinde saddam türkiye'yi tehdit ettiğinde türkiye'nin sınırına döşenmesi gündemde olan patriot'lara müsaade etmemiştir.
14* saddam demişken, saddam'ın humeyni'yi öldürmesi için kurulan 15 kişilik amerikan özel suikast grubunun bir üyesi olduğunu biliyor muydunuz?
15* akp demişken... akp'nin 17 aralık sürecinde sıkça adını duyduğumuz değerli dostu yasin el kadı var biliyosunuz. bu kişi aslında te 2001 senesinde abd tarafından usame bin ladin'in adamı olduğu için terörist ilan edilmiştir. daha sonra tüm mal varlığı dondurulmuştur.
16* üsame bin ladin demişken... üsame bin ladin, rusların afganistan'ı işgale kalkışmasının ardından amerika'nın "rus işgalini önlemek için müslüman grupları silahlandırmak" politikası nedeniyle doğmuş bir güçtür. usame bin ladin & brzezinski
17* brzezinski eski abd başkanlarından carter'ın danışmanı. ruslara karşı müslüman grupları silahlandırma politasının mucidi ve el kaide'nin mimarı. 2007'de obama'yı destekledi. 2012 yılında ise "abd yanlış yaptı, gerekli hazırlıklar yapmadan suriye'ye saldırmak hataydı" diye beyanat verdi. dikkatinizi çekerim, yıl 2012... haber sonra dış destekli ışid kuruldu ve palazlandı. şimdi ise ışid'e müdahale için suriye'ye müdahale gündemde. mevzuyu çakozladınız dimi?
18* brzezinski ile bu düşünceyi paylaşan bir diğer çok önemli dış politika uzmanı ise morton abramovitz. kendisi daha beyoğlu ilçe başkanı iken tayyip erdoğan'la abd'de görüşmüş bir kimse. bunu bizzat çok önemli bir iş adamından dinledim. bu iş adamının ismini söylemem fakat tayyip erdoğan'la beraber top oynamış olduğunu söyleyebilirim. abramovitz o sıralar abd ankara büyükelçisiydi. görüşmeyi ruşen çakır ayarladı. bu bahsettiğim türkiye görüşmesi. az yukarıda bahsettiğim ise "abd" görüşmesi. tayyip erdoğan bu görüşmeden sonra "abd'ye giderek temaslarda" bulunmuştur.
19* morton abramowitz ve graham fuller bu tarihten sonra sürekli refah'ı incelemeye almış. analizlerde bulunmuş ve siyasal islam=türkiye'nin geleceği tesbitine varmışlar. bakın yıl 1995, o dönem siyasal islam bırakın iktidar olmayı, parti kuramıyorlar, sürekli saldırı yiyorlar, partileri kapatılıyor, belediye başkanları içeri atılıyor, 28 şubat döneminde kıyıma uğruyorlar. ama graham fuller ve morton abramovitz siyasal islam=türkiye'nin geleceği diyor. neyse. bunu ben söylemiyorum, 1996 aydınlık da söylüyor: link
20* abd'ye gidip görüşmeler yapan erdoğan, ve exeter'li abdullah gül her nedense parti içinde farklı bir konuma geliyor: buyrun konuşma içinde dikkatinizi çekti mi bilmem, bir de fehmi koru lafı geçiyor. fehmi koru'nun da exeter'li olduğunu söylememe gerek yok sanırım. aynı zamanda koru, bilderberg toplantılarının da katılımcısı. bilderberg ne mi? o da başka zamana.
Kaynak https://web.archive.org/web/20160213151954/https://eksisozluk.com/entry/45841898
21* en son bilderberg deyip bırakmıştım. fakat bilderberg konusunu bir süre daha askıya alıp "siyasal islam" konusunu açıcam. zira onunla ilgili çok mesaj gelmiş, konuyu zihninde oturtamayanlar olmuş. en baştan kısaca alıcam. iran'daki en sık kullanılan isimlerden biri hatta birincisi reza yani rızadır. dünya kupasında iran milli takımının maçını izleyenler görmüştür zaten, sahada 5 tane rıza vardı. bu rıza isminin fazla olmasının nedeni rıza pehlevidir. rıza pehlevi 1925'te iran'ın başına geçen kişidir. o dönemde ruslar'ın iran üzerinde kapitalist faaliyetleri bulunuyordu. bu nedenle rıza pehlevi rus baskısını azaltmak ve iktidarını sağlamlaştırmak, hakimiyetini sağlamak yani koltuğunu korumak için ingilizlerin kucağına düşmek zorunda kaldı (1). iran bu nedenle ingilizlerle çok içli dışlı bir ülke oldu. ardından rıza han 1925'te kendisini şah ilan edip krallığa geçince otoriterleşti. zamanla kendisine muhalif olanlar arttı. ve sonunda musaddık isimli bir devlet görevlisi kendisine isyan bayrağı çekti. neticesinde başbankalığa kadar geldi. gelir gelmez de "iran petrollerini millileştirdi." ve böylece ingilizler artık iran petrolünden para kazanamamaya başladı. şimdi bir parantez açıyorum. "petrolü millileştirmek" bir liderin işleyebileceği en büyük suçtur. ve siz petrolü millileştirirseniz işte o zaman kapitalist düzen sizi baş düşman ilan eder. ve öyle de oldu, musaddık devrildi. roseevelt'in yeğeni, cia görevlisi kermit rosevelt birkaç milyon dolarlık bütçeyle iran'a giderek musaddık karşıtı örgütleme yaptı, ve musaddık kısa sürede devrildi. daha sonra abd "cia görevlisini gönderirsek ve yakalanırsa o zaman devlet suçlanır bu yüzden artık cia görevlisi göndermek yerine sivil toplum kuruluşları kuralım ve onların görevlileri gönderilsin, yarın bigün yakalanırlarsa da bizim başımız yanmaz" diyerek ondan sonra main gibi, imf gibi, otpor gibi kuruluşları ülke içinde finanse ederek hükümetleri düşürmeye başladı(2) neyse. musaddık gidince petrol yeniden ingilizleştirildi. rıza'nın oğlu rıza pehlevi ülkeyi 79'a kadar idare etti. işte tam da o sırada iran'da bir islam devrimi gerçekleşti. bursa'da sürgünde olan humeyni ırak'a oradan da fransa'ya sürgün edildi. ve arkasında büyük bir halk desteği olan humeyni geri döndü. rıza pehlevi ülkeyi terk etti. bikaç gün sonra ise iran'da batının kontrol edemediği bir devlet kuruldu: iran islam devleti. batılı ülkeler iran tarzı şeriat düzeniyle yönetilen ülkelerin petrolüne kaynaklarına öyle kolay el atamıyordu. bu durumun diğer ülkelerde de yaşanmaması için önce ırak'ı yani saddam'ı iranla savaştırdılar. ama daha sonra saddam iranla savaşı sonlandırıp, ülkesinde güçlenince abd'nin himayesindeki kuveyt'e saldırdı. saddam kontrol edilemez hale geldi. mısırda da geçmişte nasır isimli lider batıya baş kaldırmıştı.
özetle batı islam ülkelerinde kukla hükümetler tesis ediyor, ülkenin kaynaklarını sömürüyordu. fakat sonra kukla, pinokyo misali kendisini "gerçek biri" sanmaya başlayınca kontrolden çıkıyor ve batının sömürüsü baltalanıyordu. bazen de ülkenin dinamikleri bu kukla yönetimlerden şikayet ederek musaddık gibi liderleri başa getiriyordu. işte batı "kukla liderler" tesis etmek yerine, bu ülkeler için bir model oluşturma ve diktatörleri değil sistemi kendisine bağlamanın daha iyi olacağını düşündü.
bu düşünceler, 1980'lerde rand corporation isimli kuruluşlar aracılığıyla raporlandı, bir çok cia görevlisi bu konularla alakalı olarak makaleler yazdı. ve nihayetinde siyasal islam denilen kavramla birlikte batı yanlısı, sömürge islam devleti oluşturabilmek için ortaya bir proje atıldı. bu projeyi aslında siz çok iyi biliyorsunuz, adı (bkz: büyük ortadoğu projesi).
devamı gelecek.
devam... öncelikle bu sabah yazdığım yazının içeriğine ilişkin bazı kısımlara yeni maddelerle açıklama getiricem.
22* rıza pehlevi'nin ingiltere'nin kucağına düştüğünü söyledim. bu söylediğim olayın bir benzerini de türkiye yaşadı. 1950 seçimlerinde dp %52 oyla meclisin nerdeyse %80'ini eline geçirdi. akabinde türkiye'de bir bolluk yaşandı. fakat bu bolluğun nedeni yapılan marshall yardımlarıydı. dış politikada ise önemli şeyler oluyordu. beş sene önce 1945'te yalta'da dünyanın üç büyük lideri bir araya geldi. . ve yalta konferansı gerçekleşti. konferans bitince garip birşey oldu. stalin durup dururken ağrı kars ve artvin bölgesinde hak iddaa etmeye başladı. türkiye'de bir tür "komünist tehlikesi" yaşanmaya başlandı. menderes döneminde bu algı arttı. "bacımızı kamusallaştıracaklar" türünden laflar çıktı. ülkede "komünizm'den kurtulmak için" abd ile ittifak yapmalıyız türünden fikirler ortaya atıldı. bazılarının çok sevdiği said nursi bile "islam'ın düşmanı komünizmdir, abd de onlarla savaştığı için islamı koruyor, türkiye abd ile birlikte olmalı" türünden laflar etmeye başladı. dp mitinglerine katıldı. neticede türkiye 1952'de natoya girdi. bunun bedeli kore'de savaşan ve ölen türk askerinin kanıydı. türkiye menderes dönemi ile amerikadan ithal traktörlerle tarım cennetine döndü, bu üretim malları kore'de savaşan ülkelere satıldı. türkiye deyim yerindeyse tahıl ambarıydı. ve ekonomi iyiydi. fakat savaş bitince, enflasyon arttı. dış borç bulmak için menderes ülke ülke dolaştı. 1952'de özel harp dairesi kuruldu. önceki yazıda bahsetmiştim, daniş karabelen önderliğinde kurulan bu teşkilat sayısız problem ve olaya neden oldu. türkiye'de yollar ve binalar yaptı. "nato yolu" denilen yollar bu dönem yapıldı. nedeni ise basitti. sovyet saldırısına karşı teçhizatların taşınabilmesi için geniş ve sağlam yollar gerekiyordu. türkiye taviz verecek ve karşılığında yarımla, sovyet tehlikesinden korunacaktı. çok ilginçtir nato belgeleri yıllar sonra ortalara saçıldığında bir belgede olası komünist savaşında natonun planlarının neler olacağı yer alıyordu. bu plana göre nato savunma hattını sofya-belgrad arasına kuracaktı. bu şu demekti, olası bir işgalde nato orduları ne karsı, ağrıyı ne de anadoluyu, istanbulu koruyacaktı. bırakın türkiye, yunanistan bile terk edilerek savunma hattı sofya-belgrad'a çekilecekti. natonun korunacak bölgeler listesinde türkiye yer almıyordu. aptal yerine konuştuk. geçelim. 1950-55 yılları arasında abd'nin de yardımlarıyla türkiye bahar havasında yaşandı. fakat sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle her geçen gün daha da batağa saplantı. ve amerikan yardımları alabilmek için abd ile bir takım gizli ikili anlaşmalar imzalandı. her anlaşma ile biz de iran gibi kucağa düştük. ve en sonunda menderes abd'den beklentilerini karşılayamayınca sovyetler birliği ile iş birliği için görüşmeye başladı. ve haziranda yapılması kararlaştırılan görüşmelerden bir ay önce, mayısta darbe gerçekleşti. menderes'in amerika, eski müttefiki için kılını kıpırdatmadı.
23* kermit rosevelt'in darbesi bir abd planıydı ve musaddık'ın ingilizlere koklatmadığı petrolun intikamını cia almıştı. ama bu operasyon sonrasında abd bir ders çıkardı. dış operasyonlar kesinlikle devlet tarafından yapılmamalıydı. riskliydi. bu yüzden bir takım ngo'lar. yani hükümet dışı örgütler kuruldu. bunların en başında imf gelir. sonra main, otpor ve george soros gibi yatırımcıların kurduğu vakıflar kuruldu. bu vakıfların çalışma prensibi basitti, önce ülkelerle iyi ilişkiler ve iş adamları ile başarılı ticaret anlaşmaları kurulur ardından ülke içinde vakıflar açılır. bu kurumlara sağlam paralar finanse edilir ve bu paralarla medya, devlet kurumları, istihbarat şubelerinde adamlar satın alınır. ardından bazı sosyal olaylar hedef alınarak çeşitli prostestolar başlatılır. bu protestolarda görevlendir.ilen provokatörler olayların büyümesini sağlar, basın devreye girerek hükümet yıpratılır, önemli yazarlar ve iş adamları baskıyı artırır ve devlet kademelerindeki muhbirler bir takım belgeler yayınlayarak hükümeti iş yapamaz hale sokar. sonucunda hükümet kanlı olaylar ve medya baskısı ile düşmek zorunda bırakılırdı. kermit 1953'te iranda, otpor yugoslavyada, açık toplum vakfı ise çekoslovakyada bunu güzelce başardı. bu tip kurumlar kendi internet sitelerinde ülkede harcanan parayı bir gurur abidesi gibi yazarlar ve biz insalığa bu yıl şukadar para harcadık diye övünürlerdi. 2011 senesine kadar finanse edilen paralar her yıl yayınlanırdı. daha sonra arap baharı ile bu uygulamayı bir çok vakıf kaldırdı. hiç unutmuyorum, 2000 yıllarında tunus'a yıllık 10,000 $ yardım yapan bir sivil toplum örgütü, 2005'ten itibaren miktarı 400,000 dolara kadar çıkarmıştı. sadece tunus değil, birçok ülkede olayların çıkması için binlerce dolar o ülkelere akıtılmıştı. türkiye'de 2011 yılında bir sivil toplum örgütü tam 2milyon dolara yakın para akışı sağladı. basında soros ile ciddi şekilde ilişkisi olduğu iddia edilen bir sivil toplum örgütünün ise mütevelli heyetinde bir partinin genel başkanı bulunur. ilginçtir, bu kişinin adını iyi tanıyoruz: kemal kılıçdaroğlu. şaşırmayın.
24* az önceki maddede, danış karabelen önderliğinde kurulan özel harp dairesi'nden bahsettim. 1974'te ecevit ve erbakan hükümeti (chp ve mhp'nin ittifakına şaşıranlar yeniden okusun, tee 74'te erbakan chp ile ittifak yaptı. erbakan kimin hocası, biliyoruz dimi?) kıbrıs'a çıkarma yaptı. türkiye ve abd'nin arası açıldı. türkiye adanın tamamı için yola çıksa da yarıda bıraktı ve çekildi. fakat abd kızmıştı. ülkede bir takım krizler yaşanmaya başladı. çok açık bir şekilde demirel'in adalet partisi'nin mensupları ve bağlı bulundukları esnaf, tüccar, bakkal, perakendeci depoda malları bulunmasına rağmen "mal yok" diyerek stokçulğa başladı. bu şekilde hem daha çok kazandılar, hem de siyasi olarak chp'yi güzelce yıprattılar. fakat chp amerika'ya dik gitmeye devam etti. dünya haşhaş üretiminde söz sahibi olan abd türkiye'de haşhaş üretilmesini istemiyordu. türkiye'de haşhaş ekimi yasaktı. ama ecevit 1974'te haşhaş ekimini serbest bıraktı. edirnede bulunan ve sovyet topraklarını gözetleyen amerikan üstlerini kapattı. imf ile ilişkileri kesti. bir suikast yaşadı ve kurtuldu. 1 mayıs 1977'de yaşanan olaylardan sonra özel harp dairesi'nin varlığından haberdar oldu. o sıralar başbakan değildi ve bunu cumhurbaşkanı korutürk ve demirel'e anlattı. daha sonra bu bilgiyi açıkça meydanlarda dile getirdi. "devlet içinde, fakat devletin bilgisi ve denetimi dışındaki bir örgüt var" dedi. bunun üzerine 1977 seçimlerinden önce izmir'de kurşunlandı. suikastçi çok yakından vurdu. ama sadece yaraladı. amacı öldürmemekti. bu bir uyarıydı. ecevit seçimlerde %42 oy aldı. başbakan oldu. konuyu bu kez genelkurmay başkanına açtı. o kişi kenan evren'di. sonuç alamadı. olayı yargıya intikal ettirdi. savcı doğan öz olayı araştırmaya başlamıştı. önce bir rapor hazırladı.
--- spoiler ---
şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. böylece abd ve çokuluslu ortaklıklar, ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. bize göre bu sonuca ulaşmada cıa, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir. --- spoiler ---
dedi. sonra, ne acıdır, 1978'de kurşunlanarak öldürüldü. katili ülkücüydü. millete zarar veren örgüt milleti seven savcıyı milliyetçiye vurdurmuştu. tirajikti. oyun büyüktü. önce ecevit, ardından savcı öz... ecevit kontrgerilla meselesini kazıdıkça olaylar arttı. maraş katliamı patlak verdi. hergün yüzlerce genç olaylara karıştı, yaralandı, öldü. peşinden yeniden stokçuluk baş gösterdi. türkiye'nin arası abd ile kötüydü, imf ile anlaşma yapılmıyordu, ecevit bunun üzerine 1975'te bilderberg toplantısına katılmış fakat borç verecek banka bulamamıştı. daha sonra ecevit'e toplantı çıkışında "ne konuşulduğu" sorulmuştu ve ecevit "bu toplantılarda neler konuşulduğunu anlatmam demek başbakanlıktan istifa etmek" diye cevaplamıştı. neticede enflasyon %100'ü aştı. kredi yoktu, abd ambargo uyguluyordu. acıdır, o günlerde abd'nin ambargosunu delerek türkiye'ye sadece bir tek lider yardımda bulundu. o kişi kaddafiydi ve türkiye bu iyiliğin karşılığını 2011'de nato ile kaddafiyi tahtından indirererek ödemişti. ecevit abd'ye kafa tutmanın, imf ile ilişkileri kesmenin, kıbrıstaki vatandaşları korumanın, kontrgerilla'nın üzerine gitmenin cezasını böyle ödüyordu. tüsiad o dönem her gün tam sayfa ilanlar vererek ecevit'i eleştiriyordu. iş adamları kontrgerilla'ya ve amerika'ya kafa tutan adamdan değil, onun düşmanlarından yanaydı. ecevit abd'ye gitti. temaslarda bulunmak istedi. ülkeye döndü ve en sonunda bitirici vuruşu dünya bankası yaptı. dünya bankası tarafından hazırlanan raporda türkiye'nin ekonomisinin bitik halde olduğu, ağır sanayi hamlesini erteleyip tarımla ilgilenmesi gerektiğini, bu hayallerden vazgeçmesini ve sürekli develüasyon yaparak kendi parasının değerini sıfıra indirmesini söylüyordu. dünya bankası raporu adeta türkiyeye "siz büyük ülke olma sevdasını bırakın, buğday yetiştirin" diyordu. dünya bankasının bu raporunu yazan isimse kimdi biliyor musunuz? biliyorsunuz. bu isim kemal dervişti! ve ecevit hükümeti düştü. başbakan demirel oldu. demirel 24 ocak 1980 tarihinde dünya bankasının istediği tüm kararları aldı. kararları hazırlayan yani dünya bankasının dediğini harfiyen yapan kişiyi de tanıyorsunuz aslında, o isim de 1971-73 yılları arasında dünya bankasında danışmanlık yapan turgut özal'dı.
25* haşhaş demişken, türkiye'de haşhaş ekimini yasaklatan kişi nihat erim'dir. nihat erim, 1970'te yaşan muhtıra üzerine demirel'in başbakanlıktan istifa etmesinin ardından askerin başbakan olarak atadığı kişidir. eski chp'lidir. hatıratında bu olaylar yaşanmadan önce amerikan diplomatlarla gittiği bir yemekte içkiyi fazla kaçıran bir amerikan diplomatın şakayla karışık "ilerde başbakan olacaksın" dediğini yazmıştır. nihat erim daha sonra temmuz 1980'de darbeden birkaç ay önce suikast sonucu öldürüldü.
26* belki dikkatinizi çekmiştir, yazının başında dp %52 oyla meclisin %80'ini aldı dedim. bu doğru bir bilgi. çünkü o zamanki seçim sistemine göre bir ilde yüksek oy alan parti vekillerin tamamını alıyordu. kırşehir hariç. menderes kırşehiri bir türlü alamıyordu. en sonunda pes etti ve kırşehirin il statüsünü kal.dırdı. kırşehir menderese oy vermediği için ilçe olmuştu söz gelimi istanbuldaki seçimlerde demokrat parti 1 oy fazla aldıysa vekillerin tamamı demokrat partiden çıkıyordu. bu sistemi getiren kişi ismet inönüdür. ismet inönü ülkede demokratik seçimlerin yapılmasını ve çok partili hayatın tesis edilmesini istiyordu. çünkü bunu yapmazsa marshall yardımlarından faydalanamayacağı, yardımların sadece demokratik ülkelere yapılacağı söylenmişti. ismet paşa bu ülkenin kurucularından, totaliter ve eski bir devlet adamıydı. batı, yani sistem onu kolayca makasa alamazdı. bu yüzden batı inönü yerine daha yeni ve tavizkar bir kişi istiyordu. bu yüzden ülkede seçimlerin yapılması ve çok partili hayatın gelmesi gerekiyordu. 1946 seçimlerinde chp yüksek oranda oy almasına rağmen seçim sistemi çok adaletsizdir. bu nedenle batı bu sistemi kabul etmedi. marshal yardımı küçük çapta yaşandı. inönü seçimlerin ardından sistemi biraz daha gevşetti ve yukarıda bahsettiğim hale getirdi. nasılsa ben kazanırım diye düşündüğü için bu adaletsiz sisteme güveniyordu. beklediği gibi olmadı. seçimi demokrat parti kazandı. ve chp %47 oy almasına ufak bir milletvekili grubu ile kaldı.
27* demokrat parti'nin kurucuları celal bayar ve menderes eski bir chp'lidir. yıllarca chp'de çalıştılar ve inönü'nün "toprak reformu" fikrinin ardından parti içi muhalefete başladılar. inönü büyük toprak ağalarından toprakların alınmasını ve köylülere verilmesini, köylülerin bu toprağı işleyerek hem tarım alanında gelişme sağlanmasını hem de feodal ağalık düzeninin son bulmasını hedefliyordu. bu yüzden toprağı alan köylüler toprağın sahibi olacak fakat toprağını 15-20 yıl gibi bir süre satamayacaktı. böylece köylüler ağaların marabaları olmaktan kurtulacak, feodal düzen sona erecekti. ama büyük toprak ağalarından olan menderes ve celal bayar bu reformu pek sevmemişti. ayrıca bu kişilerin yanında bulunan büyük toprak ağaları bulunuyordu. bu reform girişimi yüzünden menderes ve arkadaşları parti içi muhalefete başladılar. inönü ise çok partili hayata geçerek yardım almayı düşündüğünden menderes ve arkadaşlarına parti kurmalarını önerdi. böylece demokrat parti kuruldu. toprak reformu ise unutuldu gitti. türkiye'de 1980'lere dek ağalık sistemi sürdü. güneydoğuda ise hala sürmekte. ağalık sisteminden kaçan köylü sınıfı büyük şehirlere gelerek gecekondu bölgelerini oluşturdu. günahı menderes ve arkadaşlarının boynunadır.
bugünlük de bu kadar... aslında siyasal islamdan bahsedecektik ama konu nerelere geldi. dallanıp budaklandı. neyse, o da bir dahaki sefere artık.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005729/https://eksisozluk.com/entry/45885620
28* menderes döneminde türkiye'nin kucağa düştüğünü söyleyince itiraz edenler olmuş. dedesi ninesi olanlar gidip sorabilir: eskiden okullarda süt tozu verilir, çocuklar süt tozundan yapılan sütleri içerdi. devlet bunları bedava verirdi. çünkü türkiye'de muazzam bir süt tozu bolluğu vardı. süt tozunu amerika üretir, türkiye'ye satardı. türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi olmasına ve süt bolluğu bulunmasına rağmen abd'den süt tozu ithal eder ve türkiye'de yerli süt yerine amerikan süt tozunu yaygınlaştırmak için okullarda bedava içirirdi. menderes yerli süt üreticisini değil, ithal amerikan süt tozunu desteklemiştir.
29* bugün 17 aralık fezlekesinde yurt dışından gelen misafirler için ayarlanan kadın haberini duyunca anımsadım. 1959'da endonezya başkanı sukarno türkiye'ye geldi. uçkuruna düşkündü. bizimkiler de misafirperverlik namına kendisine lüks nermin'in kızlarından birini gönderdi. sukarno ülkesine döndükten iki hafta sonra belsoğukluğu kaptığını öğrendi.
30* menderes ekonomi bozuldukça sinirleniyor, gürlüyor ve otoriterleşiyordu. eleştiriler ve muhalefet artınca tahkikat komisyonunu kurdu. birkaç milletvekilinin oluşturduğu bu komisyon dönemin istiklal mahkemesi gibi çalıştı. komisyon savcı ve hakim yetkilerine sahipti. dilediği basın kurumunu kapatıyor, her türlü evrak ve eşyaya el koyabiliyordu.
31* darbenin olduğu 1960'ın kasım ayında oecd isimli ekonomik topluluk kuruldu. israil senelece bu kurula katılmak için canla başla çabaladı. fakat yeni üye alımı için tüm üyelerin onay vermesi gerekiyordu. türkiye ise onay vermiyordu. daha sonra israil oecd'ye girdi. onay veren başbakan recep tayyip erdoğan'dı. 2010 yılında, 2009'daki one minute olayından sadece 1 sene sonra tayyip erdoğan kavgalı olduğu israil'i oecd'ye memnuniyetle kabul etti.
32* 1935'te rahip roncalli vatikan tarafından istanbul'a gönderildi. istanbulda yerel katolik liderlik görevini üstlenen roncalli türkçe öğrendi. halkla yakın ilişkiler kurdu. atatürk'ün sevdiği mahmut'la yakın dost oldu. aradan yıllar geçti. 1961'de menderes ve arkadaşları idam edildi. celal bayar'ın idam cezası birden iptal edildi ve müebbete çevrildi. 63'te serbest kaldı. bir güç celal bayar'ı içerden çıkarıyordu. dönemin papası 23. jonh bu habere çok seviniyordu.. çünkü ikisi yakın dosttu. evet, roncalli 23. jonh ismiyle papa olmuştu. mahmut ise, mahmud celaleddin bayar'dan başkası değildi.
33* rumlar kıbrısta türkleri katletmeye başlayınca 1964 yılında başbakan inönü müdahale için harekete geçti. fakat türkiye'nin sadık müttefiki(!) amerikanın başkanı johnson inönü'ye zehir zemberek bir mektup yolladı. "müdahale olursa ittifakımız bozulur, natodan atılırsınız" dedi. ve "müdahale sırasında amerikan yardımı silah ve donanımları geri alırız" diye ekledi. türk ordusundaki silahların çoğu amerikan yardımıydı. üstelik bu yardımlar inönü'nün 1945 senesinde imzaladığı gizli anlaşma ile alınmıştı. o anlaşmanın ilk maddesinde "başkan gerekli gördüğü hallerde yardım olarak verilen şeylerin tümünü geri isteme hakkına sahiptir" yazıyordu. inönü seneler önce imzaladığı anlaşma nedeniyle kıbrıs türklerine yardım yapamayacak hale düşmüştü. inönü amerika'ya gitti. "yeni bir dünya kurulur ve türkiye de yerini alır" diye karşılık verdi. ama cezası kesilmişti. bu sözler onun sonu oldu. döndüğünde artık başbakan değildi. hükümet düşmüştü.
34* nasıl mı? o dönemlerde demokrat partinin devamı olarak kurulan adalet partisinin genel başkanı ragıp gümüşpala ölmüş ve kimsenin tanımadığı bilmediği genç biri başa geçmişti. herkes şaşkındı. bu isim demireldi.
35* bu sırada dünyada değişik hadiseler cereyan ediyordu. amerikan başkanı kennedy ve sovyet lideri kruşçev soğuk savaş bitirecek adımlar atmaya başlamıştı. ayrıca kennedy israil'in nükleer programında destek vermiyordu. sonra kennedy 1963'te gündüz vakti suikaste uğradı ve öldürüldü. ardından 1964'te kruşçev bir kremlin darbesi ile liderlikten düşürüldü. peşinden 1965'te vietnam savaşı yeniden patlak verdi. soğuk savaş en az 20 yıl daha uzayacaktı. birileri soğuk savaş için can alıyor, savaş başlatıyordu.
36* adalet partisi'nin genel başkan seçimine celal bayarın desteklediği tanınmayan demirel ve saadettin bilgiç giriyordu. bilgiç bir arkadaşından aldığı belgeyle demirel'in mason olduğunu kanıtlıyor, bu durum demirel'in oylarını dibe çekiyordu. ardından demirel mason olmadığına dair belge alarak iddiayı çürütmeye çalıştı. demirel mason olmadığına dair belgeyi mason locası başkanı necdet egeran'dan almıştı fakat bu durum locayı ikiye bölmüştü. locada bulunan bir çok üye sahte belge verildiğini ve demirel'in mason olduğunu, sahte belge verilmesinin yanlış olduğunu söyledi. tartışmalar büyüdü. sonucunda demirel'e mason olmasına rağmen siyasi nedenlerden ötürü mason değildir belgesi verildiği için bu duruma tepki gösterenler locayı bölerek türkiye büyük mason mahfili'ni kurdu. demirel'in siyasi kariyeri için mason locası ikiye bölünmüştü.
37* demirel'e mason değildir belgesi veren üstat necdet egeran ne hikmetse(!) masonluktan ömür boyu ihraç edilmişti. tartışmalar esnasında ileri gelen masonlardan hazım kuyucak olayları engellemeye çalışınca kuzey amerika masonları büyük üstatları tarafından uyarıldı. uyaran rahip thomas s roydu. ayrıca bir çok ilerigelen mason sorunu çözmek için olaya müdahil olmuştu. demirel her ne hikmetse masonlar için çok önemliydi. birileri onun sicilini temiz tutmaz için var gücüyle çalışıyordu.
38* mason locası demişken, atatürk mason localarını 1935'te kökü dışarıda olan zararlı kuruluş olması nedeniyle kapatmıştı. fakat localar 1948'de yeniden açılmıştır. atatürk'ün kapattığı mason localarını yeniden açan isim ise ismet inönüdür. bu tarihler ismet inönü'nün batı yardımlarını alabilmek için ülkeyi çok partili hayata sokmaya çalıştığı yıllara denk gelir.
39* daha sonra celal bayar 1969 yılında siyasi yasağının kalkması için girişimde bulununca demokrat partinin devamı olan adalet partisinin genel başkanı süleyman demirel koltuğu celal bayar'a kaptırırım korkusu ile bu girişimi önlemeye çalıştı. demirel kendisini bugünlere getiren bayar'ın siyasi yasaklarının devam etmesi için elinden geleni yaptı. ama başaramadı.
40* bu durumun aynısını turgut özal yaşadı. kendisi önce siyasi yasaklı olan ecevit, erbakan ve demirel'in siyasi yasaklarının kalkması için referandum kararı aldı. ardından referandumda "hayır" oyu kullanılması için propoganda yürüttü. özal için demokrasi şehidi derler, fakat kendisi demokrat falan değildi. 2 yıl darbe hükümetiyle çalıştı. ardından 1987 referandumunda siyasilerin yasaklı olmasını isteyecek kadar anti-demokratik bir tutum takındı. en son 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde askerin de desteğini alabilmek için "kenan evren'i tanırım, milliyetçi biridir. yaptığı müdaheleyi de memleketi için yapmıştır. kötü niyet taşıdığını düşünmüyorum" diyebilecek kadar küçülmüştür.
41* türkiye'de şiddet olayları tırmanıyordu. 1972 yılında mahir çayan ve arkadaşları kızıldere baskınında öldürüldü. çayan'ın ekibinden biri samanlığa saklanıp yaşamını kurtardı. bu isim daha sonra siyasi kariyer yapacak ve 2011 yılında milletvekili seçilecekti. bu isim ertuğrul kürkçü'ydü.
42* 1973 yılında mısır israil'e saldırınca amerika israil tarafına geçerek mısır ordusunu dağıttı. amerika'nın bu tutumu nedeniye petrol ihraç eden ülkeler (opec) ani bir kararla emperyalistlere petrol ambargosu koydu. petrol üretimi indirildi ve fiyatı artırıldı. opec'in büyük bölümü araptı. araplar öylesine büyük bir dayanışma göstermişti ki, o dönem amerika'nın en has müttefiki iran lideri rıza pehlevi bile petrol ambargosuna destek vermişti. bu olay batı'yı petrol zengini arap ülkelerini "kontrol altında" tutabilmek için çözüm arayışlarına sürükledi. siyasal islam fikrinin doğumu gerçekleşiyordu. petrol sıkıntısı baş gösterince tüm dünya krize sürüklendi. dışa bağımlı türk ekonomisi zarar gördü. abd ile papaz olan ecevit kredi bulabilmek için 1975'te bilderberg toplantısını izmir'e davet etti. bilderberg hollanda'da bir otelin adıdır. ilk toplantı 1954 yılında 33. dereceden mason olan retinger isimli politika uzmanı tarafından bilderberg otelinde yapıldığı için adı böyle kalmıştı. retinger'in düzenlediği bu toplantıya avrupadan devlet adamları, dev şirket sahiplerini ve medyanın önemli isimlerini davet etmişti. ve kural gereği konuşulanlar asla dışarıya aktarılmıyordu. kuralı kimse bozmuyordu.
43* 1975 yılında ecevit başbakan olarak toplantıya katılmış fakat aradığı kredileri bulamamıştır. o dönem bu toplantıya adı duyulmamış ingiliz bir kadın daha katılmıştır. bu kadın daha sonra ingiltere başbakanı olacak ve üç kez üst üste seçilecek margareth thatcher'dan başkası değildir. adı sanı duyulmamış thatcher ingiltere'de başbakan olurken abd'de ise bir holywood oyuncusu olan ronald reagan başkan olmuş ve bu iki garip başkan göreve gelir gelmez "globalleşmeden" "küreselleşmeden" ve "devleti küçültmeden" bahsetmeye başladı. dünya bu yeni "globalleşme, küreselleşme ve devleti küçültme" kavramlarının anlamını çözmeye çabalarken bir başka ülkenin başbakanı da bu kelimeleri ısrarla tekrarlamaya başlamıştı. o kişi turgut özal'dan başkası değildi.
44* bilderberg toplantıları her sene yapılmaya devam ediyor ve konuşulanlar sır gibi saklanıyordu. toplantılara bazı her yıl bazı türkler de katılıyordu. 1957 yılında menderes (davet aldı ama katılamadı) 1975'te şimdiki barolar birliği başkanı metin feyzioğlu'nun dedesi turan feyzioğlu katılırken 1982'de inönü'nün damadı metin toker 1990'da mesut yılmaz ve erdal inönü 1994'te rahmi koç 2002'de kemal derviş 2003'te ali babacan 2004'te ali babacan, mustafa koç, kemal derviş 2005'te ali babacan 2006'da daha sonra bakan olacak olan egemen bağış, mustafa koç, yeni şafak gazetesinden fehmi koru, 2007'de ali babacan, mustafa koç, birand, doğan, boyner, cengiz çandar, hikmet çetin, 2008'de ali babacan, mustafa koç ve 2-3 sene içerisinde servetini ikiye üçe katlayacak ferih şahenk, 2009'da ali babacan, mustafa koç, sabancı 2010'da ali babacan, mustafa koç katıldı. ali babacan ve mustafa koç 2014 toplantılarına dek katıldıysa da 2014 toplantılarına ali babacan çağrılmadı. 1996 yılında yapılan toplantılarda türkiye ile ilgili önemli kararların alındığı belirtilmiş, ve bu toplantıdan sonra bir yıl içerisinde refah-yol hükümeti post-modern darbe ile düşürülmüştür. ingilizce bilenler şu yabancı kaynaktan konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirler.
bu toplantılarda neler konuşulduğu halen sır niteliğini korur ve hala bu toplantılara dünyanın en seçkin devlet, iş, medya adamları gelmeyi sürdürür. akp döneminde ise 2007 yılında bu toplantı türkiye'de yapılmıştır. akp'den fullbright bursuyla okumuş ali babacan ise devamlı bu toplantılara katılmıştır.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005704/https://eksisozluk.com/entry/45965223
submitted by AllahyokDindogru to KGBTR [link] [comments]


2020.07.13 06:08 NewsJungle Türkiye: Libya ateşkesi Haftar'ın geri çekilmesine bağlı

Türk dışişleri bakanı, Libya’nın BM tarafından tanınan hükümetinin ancak savaş ağzı Khalifa Haftar'ın güçlerini ülkenin orta ve batı bölgelerinden çekmesi durumunda ateşkes kabul edeceğini söyledi.

Financial Times (FT) gazetesine her gün İngilizlerle konuşan Mevlut Çavuşoğlu, Başbakan Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Anlaşma Hükümeti'nin (GNA) Haftar'ın güçlerine karşı iki stratejik yerden çekilmedikçe saldırılarına devam etmeye kararlı olduğunu söyledi. , liman kenti Sirte ve bir hava üssü Jufra ev.

Çavuşoğlu, Rusya'nın geçen ay İstanbul'da gerçekleşen görüşmelerde “somut tarih ve saat” ile ateşkes teklifinde bulunduğuna dikkat çekti.

Ankara, GNA ile istişare ettiğinde Libyalı yetkililer Sirte ve Jufra ve Gen Haftar’ın güçlerinin 2015'te “çizgilere” dönmeleri için önkoşullarını belirttiler. ”Dedi.

Çavuşoğlu'nun Ankara'nın saldırıyı destekleyebileceğini ve GNA'nın ateşkes önkoşullarını “meşru ve makul” olduğunu söyleyen makale.

Geçen hafta El Watiya hava üssüne yapılan hava saldırısından bahseden Çavuşoğlu FT'ye “kimin sorumlu olduğunu belirlemek için bir soruşturma olduğunu, ancak kimin“ ödeyeceğini ”söyledi.

Türkiye'nin tabanındaki Türk destekli güçlerin Mayıs ayında Haftar'dan ele geçirdiği “eğitmenler ve teknik personel” vardı, ancak hiçbiri zarar görmedi.

Çavuşoğlu, “Bölgede veya savaşta herhangi bir tırmanış için değiliz, ancak [Haftar’ın destekçileri] angajmanı bir darbeciyle, Haftar” dedi.

14 Ocak'taki Haftar, ateşkes için Rus-Türk girişimine katılmayı reddetti ve başkent Trablus'u ele geçirme amaçlı saldırı ve başarısız girişimini sürdürdü.

Libya Dışişleri Bakanlığı her zaman ülke krizine barışçıl bir çözüm bulmaya çalıştıklarını doğruladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov geçen hafta "Libya hükümetinin ateşkes anlaşması imzalamak istemediğini ve askeri bir çözüm aradığını" iddia etti.

Libya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rus dışişleri bakanına Rus-Türk girişiminin Moskova'daki GNA tarafından imzalandığını hatırlatırken, Haftar Rusya'yı utanç verici bir konuma sokarak [Moskova] 'yı imzalamayı ve ayrılmayı reddetti.

Nisan 2019'dan bu yana Haftar'ın gayri meşru güçleri, Libya'nın başkenti Trablus'a ve kuzeybatı Libya'nın diğer bölgelerine saldırılar düzenleyerek sivil kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 1.000'den fazla ölüme neden oldu.

Bununla birlikte, Libya hükümeti geçtiğimiz günlerde Haftar’ın güçlerini Trablus'tan ve stratejik Tarhuna kentinden iterek önemli zaferler elde etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.07.06 06:06 NewsJungle Jetler, Türkiye'nin üs inşa edebileceği Libya'nın el-Watiya hava üssünü vurdu

Savaş uçakları, bir gecede Libya'nın uluslararası kabul görmüş hükümeti tarafından Türkiye'nin yardımlarıyla doğu güçlerinden yeniden ele geçirilen bir hava üssünde, doğu kuvvetleri ile askeri bir kaynak ve yakınlarda yaşayan bir kişi tarafından vurulduğunu söyledi.

Grevler, "bilinmeyen uçak" tarafından gerçekleştirildi, doğudaki komutan Khalifa Haftar'ın Libya Ulusal Ordusu (LNA) ile askeri kaynağın bulunduğunu söyledi.

Yakındaki Zintan kasabasında yaşayan bir kişi, üssün yönünden patlamaların duyulduğunu söyledi.

Watiya'nın Mayıs ayında Trablus'taki Ulusal Anlaşma Hükümeti (GNA) tarafından yeniden ele geçirilmesi, LNA'nın sermayeyi ele geçirmek için 14 aylık taarruzun ve kıyı boyunca yeni cephe hatlarına çekilmesinin ani bir çöküşünün başlangıcını işaret etti.

Halife'nin ikmal hatlarını ve birlik yapılarını hedef alan gelişmiş hava savunmaları ve insansız hava saldırıları ile LNA saldırısını geri çevirmede Türkiye'nin desteği GNA için hayati önem taşıyordu.

Bir Türk kaynağı geçtiğimiz ay Türkiye'nin Libya'da biri Batı Libya'nın en önemli hava üssü Watiya'da olmak üzere iki üs kurmak için GNA ile görüştüğünü söyledi.

Türk savunma bakanlığından yapılan açıklamada, Türkiye'nin Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın Cuma ve Cumartesi günü GNA ile görüşmek üzere Trablus'ta olduğunu ve Akar'ın yardım etmek için gereken her şeyi yapmaya yemin ettiğini söyledi.

LNA, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya ve Mısır tarafından desteklenmektedir. Geçen yıl Trablus'a doğru ilerlemesi sırasında LNA'ya Mısır ve BAE hava saldırıları desteklendi.

Geçen ay ABD, Rusya'nın Suriye üzerinden LNA üssüne en az 14 MiG29 ve Su-24 savaş uçağı gönderdiğini ve burada Rus hava kuvvetleri işaretlerinin kaldırıldığını söyledi.

Türkiye'nin Libya'ya katılımı Fransa ve Yunanistan'ı kızdırdı ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian Ankara'ya yeni yaptırımlar konusunda uyardı.

GNA ve LNA şimdi Misrata ve Sirte şehirleri arasındaki yeni cephe hatlarında kuvvetleri seferber ediyor. Mısır, LNA'nın Ocak ayında yakaladığı Sirte'yi almak için Türk destekli herhangi bir çabanın, ordusunu doğrudan müdahale etmesine yol açabileceği konusunda uyardı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.06.04 05:53 NewsJungle Haftar Libya'daki çatışmayı kazanamayacak

Dışişleri bakanı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, savaş ağası Khalifa Haftar'ın milislerinin Libya'da devam eden çatışmayı kazanamayacağını söyledi.

Mevlut Çavuşoğlu televizyonda yayınlanan bir röportajda, "Trablus'tan Tunus'a sahil şeridini geri almak, uluslararası havalimanlarını yeniden ele geçirmek ve hava ve kara operasyonlarından sağlanan ilerleme esasen Haftar'ın bu savaşı kazanamayacağını gösteriyor," dedi.

Haftar’ın milisleri yakın zamanda saldırılarını hızlandırdı, ancak Başbakan Fayez al-Sarraj yönetimindeki Libya hükümeti onları karşı saldırı ile püskürtmeye başladı ve kilit pozisyonları ele geçirdi.

"Haftar tarafı Libya'da siyasi bir çözüm istemiyor, ne de Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Rus destekli Wagner [Grup] paralı askerleri gibi Haftar'ı destekleyen ülkeler değil."

2011'de geç hükümdar Muammer Kaddafi'nin görevini takiben, Libya’nın hükümeti 2015 yılında BM liderliğindeki bir siyasi anlaşma çerçevesinde kuruldu.

Libya hükümeti Haftar'ın kuvvetleri tarafından Nisan 2019'dan beri saldırı altında ve şiddet olayında 1000'den fazla kişi öldürüldü.

ABD'deki son gelişmeler üzerine Çavuşoğlu, geçen hafta beyaz bir polis memuru tarafından tutuklandıktan sonra ölen silahsız bir siyah adam olan George Floyd'un öldürülmesine karşı protesto gösterileri konusunda açık görüş çağrısında bulundu.

Çavuşoğlu, "Polisin herhangi bir kişiyi ırk veya dine bakılmaksızın bu şekilde öldürmesi kabul edilemez," dedi.

"Adalet, bu cinayeti işleyen polisle ilgili herkesin vicdanını rahatlatacak şekilde yapılmalıdır" dedi.

Ancak vandalizme dönüşen protestoların hem uygunsuz hem de tehlikeli olacağını da vurguladı.

"Kim olursa olsun, sadece ABD'de değil, diğer ülkelerde de böyle bir vandalizmi desteklemiyoruz."

ABD Başkanı Donald Trump, aşırı sol anti-faşist grup Antifa'yı terör örgütü ilan edeceğini söyleyen Çavuşoğlu, Antifa ile terörist YPG / PKK arasındaki bağlantılar hakkında son basın haberlerine atıfta bulunarak ABD'yi Antifa'ya karşı benzer bir duruş sergilemeye çağırdı Türk askerlerine YPG / PKK ile birlikte saldırıyor.

Türkiye'ye karşı 30 yıldan fazla süren terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümlerinden sorumludur. YPG, PKK’nın Suriye ayağı.

- 'D. Akdnz.'de uluslararası hukuka uygun Türk faaliyetleri'

Ankara'nın geçen yıldan bu yana Doğu Akdeniz'de faaliyet gösteren tatbikatlarında Çavuşoğlu, bölgedeki Türk faaliyetlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu söyledi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki amacının herkesle işbirliği yapmak olduğunu belirterek, Kıbrıslı Rumların “önce Kıbrıs'ta zenginliğin adil paylaşımı konusunda Kıbrıs Türk tarafına katılmaları gerektiğini” de sözlerine ekledi.

Üst düzey diplomat, Türkiye'nin katılımı olmayan Doğu Akdeniz ile ilgili herhangi bir anlaşmanın “geçersiz ve hükümsüz” olacağını da vurguladı.

“Türkiye ile herhangi bir işbirliği olmaması, sonuçta sonuç vermeyecektir. Bunu attığımız adımlarla kanıtladık. Hata uydurulamaz. Doğu Akdeniz'de işbirliği yapmak istiyorsan bize geleceksin ”diye açıkladı.

- Ayasofya Kur'an okuması

Çavuşoğlu, geçen hafta İstanbul'da Ayasofya'da özel bir Kuran okuması dışında Yunanistan'a seslendi.

Osmanlı'nın İstanbul'un fethinin yıldönümü münasebetiyle, Osmanlı döneminde cami olarak hizmet veren Ayasofya müzesinde Kuran'dan bir shre (bölüm) okunmuştur.

Çavuşoğlu, Türkiye “Kuran'dan okuma veya dua çağrısı için kimseden izin istemeyecek” dedi.

Yunanistan’ın Kuran okumasına itirazlarını bozan dışişleri bakanı, Atina’nın yerel Müslümanların ihtiyacına rağmen camiden yoksun tek Avrupa başkenti olduğunu da kaydetti.

Ayasofya, “Türkiye Cumhuriyeti'nin malı” dedi Çavuşoğlu.

Yeni koronavirüs (COVID-19) pandemisi de dünya çapında birçok kişinin hayatını tehdit etmeye devam ederken Çavuşoğlu, Türkiye'nin geri dönmek isteyen vatandaşlarını geri getirmeye devam ettiğini söyledi.

"126 ülkeden 75.000'den fazla vatandaşımızı Türkiye'ye tahliye ettik. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük tahliye operasyonu."
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.05.27 06:30 NewsJungle Türk sözcüsü Haftar taraftarlarının yanlış tarafta olduğunu söyledi

Türkiye'nin cumhurbaşkanlığı sözcüsü Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Fransa gibi Libya'daki kendine özgü genel Khalifa Haftar'ı destekleyen ülkelerin tarihin yanlış tarafında olduğunu söyledi.

Fransa 24 kanalıyla yapılan canlı bir röportajda İbrahim Kalin, “Biz hala Haftar'ı destekleyen herkesin Libya çatışmasında yanlış tarafta olduğuna inanıyoruz,” dedi.

Haftar'ın taraftarlarının Libya'da güvenilir bir ortak olmadığını fark etmesi gerektiğini belirtti.

Diyerek şöyle devam etti: "Türkiye, [Libya hükümeti] 'nin çatışmaya bir miktar denge getirmelerine yardımcı olmak için bazı danışmanlar gönderdi."

Libya'da, Libya hükümet başkanı Fayez Mustafa al-Sarraj'ın da talep ettiği siyasi çözüme duyulan ihtiyacı yineledi.

Doğu Libya merkezli Haftar'ın ülke geneline şiddet dalgaları göndererek kendi halkına saldırmaya devam ettiğini söyledi.

Nisan 2019'dan bu yana Haftar'ın kuvvetleri tarafından saldırıya uğrayan Libya hükümeti, başkent Trablus ve kuzeybatı Libya'nın diğer bölgelerine yönelik saldırılara karşı 26 Mart'ta Barış Fırtınası Operasyonunu başlattı.

2011'de geç hükümdar Muammer Kaddafi'nin görevini takiben, Libya hükümeti 2015 yılında BM liderliğindeki bir siyasi anlaşma altında kuruldu.

Bu yılın başlarında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savaşın perişan olduğu ülkede 2.000'den fazla Rus Wagner paralı askerinin savaştığını söyledi.

- Suriye çatışması ve S-400

Kalin ayrıca Suriye'deki çatışmaya ve ABD yönetimi ile Rus S-400 savunma sistemleri üzerindeki gerilimlere de değindi.

Türkiye'nin Suriye konusunda Fransa ve ABD ile olan farklılıklarının, Suriye'nin terör örgütü PKK'nın bir dalı olan PYD / YPG'ye desteğinden kaynaklandığını söyledi.

Ankara'nın, COVID-19 salgını nedeniyle S-400 sistemlerinin aktivasyonunu ertelediğini söyledi. Ancak bakan, eğer ABD Patriot füzeleri göndermeyi kabul ederse Türkiye'nin müzakerelere açık olduğunu söyledi.

Türkiye'nin gelişmiş S-400 Rus hava savunma sistemini satın alması ABD'yi Temmuz ayında Türkiye'yi F-35 programından çıkarmaya itti. ABD, sistemin Rusya tarafından jet hakkında gizli detaylar elde etmek için kullanılabileceğini ve NATO sistemleriyle uyumsuz olduğunu savunuyor.

Ancak Türkiye, S-400'ün NATO sistemlerine entegre edilmeyeceğine ve ittifak için tehdit oluşturmayacağına karşı çıkıyor.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.05.22 06:21 NewsJungle Türkiye'nin çıkarları saldırıya uğrarsa Haftar güçleri 'meşru hedef' olacak

Türkiye Perşembe günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin ülkedeki çıkarlarına saldırırsa darbeci Halife Haftar'ın Libya'daki öğelerini “meşru bir hedef” olarak yanıtlayacağını yineledi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hami Aksoy, "Libya'daki Türk çıkarlarının hedeflenmesi durumunda bunun çok ağır sonuçları olacağını ve darbeci Haftar unsurlarının meşru bir hedef olarak kabul edileceğini bir kez daha hatırlattık," dedi.

Aksoy’un açıklaması, doğu Libya merkezli dönüm Gen. Haftar’ın milislerinin Türk güçlerini ve çıkarlarını hedef alacaklarını söyledikten sonra geldi.

Aksoy, “Yabancı bir medya kuruluşu tarafından atıfta bulunulan ve Haftar'a sadık gayri meşru milislerin Türk unsurlarını hava unsurlarıyla hedefleyeceğini söyleyen ifadenin, Libya'nın doğusunda yabancı destekle yeni savaş uçaklarının konuşlandırılmasından sonra yapılması dikkat çekiyor” dedi.

Açıklamada, Haftar’ın güçlerinin yeryüzündeki yenilgiyi yansıttığını ve Haftar ve destekçilerinin Libya'daki anlaşmazlığı artırmaya çalıştıklarının “en açık işareti” olduğunu söyledi.

Libya ordusu geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri tarafından Haftar'a tedarik edilen Rus yapımı birçok Pantsir tipi hava savunma sistemini yok etti. Bu haftanın başlarında, Haftar milislerinin önemli El-Watiya hava üssünü de ele geçirdi.

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın Çarşamba günkü açıklamasına göre, Türkiye Libya hükümetine askeri eğitim, işbirliği ve danışmanlık konusunda yardımcı oluyor.

Bir yılı aşkın bir süredir hükümeti hedefleyen Haftar, Mayıs ayında Libya ordusunun militanlara karşı gerçekleştirdiği son başarılar nedeniyle sivillere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Sonuç olarak, batıdaki bazı şehirler ve kasabalar Libya hükümetine desteklerini açıkladılar. 2011'de geç hükümdar Muammer Kaddafi'nin devirini takiben, Libya hükümeti 2015 yılında BM liderliğindeki bir siyasi anlaşma altında kuruldu.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.01.21 16:01 NewsJungle Erdoğan, Türkiye'nin Libya'daki varlığının barış umudunu artırdığını söyledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Libya'daki siyasi süreci hem sahada hem de müzakere masasında desteklemeye devam edeceğini söyledi.

Berlin'deki konferansın ardından onunla birlikte uçakta seyahat eden gazetecilere konuşan Erdoğan, Türkiye'nin Libya ile ilgili çabalarının sürece denge getirdiğini söyledi.

Erdoğan, Türkiye'nin Libya'daki varlığının barış umutlarını artırdığını söyledi.

Yetkili, Rusya ve Türkiye'nin aracılık ettiği Libya'da ateşkesin uygulanmasının siyasi bir çözüme yol açacağının altını çizdi.

“[Libya'da] terörle mücadele kisvesi altında ne tür oyunlar oynandığını görüyoruz."

Erdoğan, Türkiye'nin AB'nin koordinatör olarak Libya sürecinin bir parçası olma teklifine karşı çıktığını kaydetti.

Suriye'nin kuzeyinde barış inşası sürecine dokunarak, "Ras al-Ayn ve Tal Abyad arasındaki bölgede kendi planlarımızı ve projelerimizi gerçekleştirirsek, bu alanlar" barış kentleri "olacak.

2011'de geç hükümdar Muammar Kaddafi'nin devirinden bu yana, Libya'da iki güç koltuğu ortaya çıktı: Doğu Libya'daki savaş ağzı Khalifa Haftar, esas olarak Mısır ve BAE tarafından desteklendi ve Trablus'taki Ulusal Anlaşma Hükümeti (GNA) BM ve uluslararası tanınma.

Libya’nın meşru hükümeti, geçtiğimiz Nisan ayından bu yana Haftar'ın saldırısına uğradı ve 1000'den fazla insanın hayatını üstlendi.

12 Ocak'ta, çatışma tarafları Türk ve Rus liderlerin ortak çağrısına yanıt olarak ateşkes ilan ettiler. Ancak geçen hafta daimi ateşkes anlaşması için yapılan görüşmeler, Haftar'ın anlaşmayı imzalamadan Moskova'dan ayrılmasından sonra anlaşma yapılmadan sona erdi.

Pazar günü Haftar, ateşkesin uygulanmasını izlemek üzere her iki taraftan beş üye ile BM tarafından önerilen bir askeri komisyona üye atamayı kabul etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.01.20 06:49 NewsJungle Erdoğan, Libya'dan Haftar'ı saldırgan duruşuna son vermeye çağırdı

Berlin'deki Libya konferansı öncesinde, Türk cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rus mevkidaşı Vladimir Putin'e Berlin konferansının Libya barışı için ateşkes ve siyasi diyalog sağlaması gerektiğini söyledi.

Putin ile yapılan toplantının televizyonda yaptığı açıklamada Erdoğan, Berlin'de “Libya'nın barış ve huzur elde edebilmesi için ateşkes ve siyasi sürece dönüşün kabul edilmesi sağlanmalı” dedi.

Erdoğan ayrıca şunları söyledi: “[Gen. Halife] Haftar'ın saldırgan tavırları [Libya'da] siyasi süreç ve çözüm aşamasını uygulamaya son vermelidir. ”

Zirveden umutla, “Libya ile ilgili ortak çabalar sahada nispeten sakin oldu, ancak girişimlerimiz Berlin konferansıyla meyvelerini toplayacak” dedi.

Putin, kendi adına, Rusya ve Türkiye'nin ortak bir zemin bulmada örnek oluşturduklarını söyledi.

Yetkili, iki ülkenin Libya'da ateşkesin kurulması yönündeki çabalarına övgüde bulunarak, Rusya ve Türkiye'nin iyi bir adım attıklarını söyleyerek ateşkes tarafını ateşkes ilan etti.

Putin, “Taraflar çağrıyı duydu, tam ölçekli muharebe faaliyetleri azaltıldı” dedi.

Pazartesi günü Moskova toplantısı, bir tarafın anlaşmaya şu ana kadar katılmadığı için her şeyi çözemediğini, ancak ilerlemenin gerekli olduğunu söyledi.

Libya’nın Trablus’ta uluslararası kabul gören hükümeti, geçen yıl Nisan ayından bu yana savaş ağzı Khalifa Haftar'ın saldırısına uğramıştı ve son dokuz ay boyunca yapılan savaşta 1.000'den fazla insan öldü.

12 Ocak'ta, Libya çatışmasının savaşan tarafları Türk ve Rus liderlerin ortak çağrısına yanıt olarak ateşkes ilan etti.

Ancak kalıcı ateşkes anlaşması müzakereleri, Haftar'ın anlaşmayı imzalamadan Moskova'dan ayrılmasından sonra Pazartesi günü anlaşma yapılmadan sona erdi.

Moskova görüşmelerinin ardından, Almanya dünya güçlerini ve bölgesel aktörleri Pazar günü kalıcı bir ateşkes anlaşmasını ertelemek ve Libya'da siyasi bir çözüm yolunu açmak amacıyla Berlin'de bir barış konferansına davet etti.

Türk cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Berlin'deki Libya konferansı öncesinde Rus mevkidaşı Vladimir Putin'e Berlin konferansının Libya barışı için ateşkes ve siyasi diyalog sağlaması gerektiğini söyledi.

Putin ile yapılan toplantının televizyonda yaptığı açıklamada Erdoğan, Berlin'de “Libya'nın barış ve huzur elde edebilmesi için ateşkes ve siyasi sürece dönüşün kabul edilmesi sağlanmalı” dedi.

Erdoğan ayrıca şunları söyledi: “[Gen. Halife] Haftar'ın saldırgan tavırları [Libya'da] siyasi süreç ve çözüm aşamasını uygulamaya son vermelidir. ”

Zirveden umutla, “Libya ile ilgili ortak çabalar sahada nispeten sakin oldu, ancak girişimlerimiz Berlin konferansıyla meyvelerini toplayacak” dedi.

Putin, kendi adına, Rusya ve Türkiye'nin ortak bir zemin bulmada örnek oluşturduklarını söyledi.

Yetkili, iki ülkenin Libya'da ateşkesin kurulması yönündeki çabalarına övgüde bulunarak, Rusya ve Türkiye'nin iyi bir adım attıklarını söyleyerek ateşkes tarafını ateşkes ilan etti.

Putin, “Taraflar çağrıyı duydu, tam ölçekli muharebe faaliyetleri azaltıldı” dedi.

Pazartesi günü Moskova toplantısı, bir tarafın anlaşmaya şu ana kadar katılmadığı için her şeyi çözemediğini, ancak ilerlemenin gerekli olduğunu söyledi.

Libya’nın Trablus’ta uluslararası kabul gören hükümeti, geçen yıl Nisan ayından bu yana savaş ağzı Khalifa Haftar'ın saldırısına uğramıştı ve son dokuz ay boyunca yapılan savaşta 1.000'den fazla insan öldü.

12 Ocak'ta, Libya çatışmasının savaşan tarafları Türk ve Rus liderlerin ortak çağrısına yanıt olarak ateşkes ilan etti.

Ancak kalıcı ateşkes anlaşması müzakereleri, Haftar'ın anlaşmayı imzalamadan Moskova'dan ayrılmasından sonra Pazartesi günü anlaşma yapılmadan sona erdi.

Moskova görüşmelerinin ardından, Almanya dünya güçlerini ve bölgesel aktörleri Pazar günü kalıcı bir ateşkes anlaşmasını ertelemek ve Libya'da siyasi bir çözüm yolunu açmak amacıyla Berlin'de bir barış konferansına davet etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.01.02 08:22 NewsJungle 'Türkiye olmadan bölgede hiçbir plan başarılı olamaz'

Türkiye’nin başkan yardımcısı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin dışlanan hiçbir planın başarı şansı olmadığını söyledi.

Anadolu Ajansı Editörler Masası'na konuşan Fuat Oktay, “Türkiye ekonomisi 2019'da dengelendi ve disiplinli oldu ve şimdi 2020 yeni canlanmanın başlangıcını görecek” dedi.

Türkiye'nin geçen Kasım ayında Libya ile yaptığı anlaşma konusunda, deniz sınırlarını çizerek, Türkiye'yi karayla sınırlamak için bir komployu bozduğunu söyledi.

Yetkili, "Kim dahil olursa olsun, Türkiye'nin dışlandığı bölgede hiçbir planın başarı şansı yok."

Türkiye'nin Libya ile anlaşmada belirlenen alanda çok aktif olduğunu belirterek, anlaşmanın bölge için de faydalı olduğunu söyledi.

Perşembe günü parlamentoda oy kullanacak olan Libya ile güvenlik hareketinden bahseden Oktay, Türk birliklerinin Libya'ya konuşlandırılmasına izin veren hareketin bir yıl süreceğini ve böylece gerektiğinde birliklerin gönderilebileceğini söyledi.

Libya’nın meşru yönetiminin Türkiye’den yardım talebine atıfta bulunarak, "Böyle bir davete gerek olmadığını, caydırıcı bir rolü olacağını ve tarafların bu mesajı doğru bir şekilde anlayacağını umuyoruz." Dedi.

27 Kasım'da Ankara ve Libya'nın BM tarafından tanınan Ulusal Anlaşma Hükümeti (GNA) biri askeri işbirliği, diğeri Doğu Akdeniz'deki denizcilik sınırları konusunda iki ayrı anlaşma imzaladı.

2011'de rahmetli lider Muammer Kaddafi'nin görevinden bu yana Libya'da biri iktidar koltuğu ortaya çıktı: biri Libya'nın doğusunda ağırlıklı olarak Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri, diğeri BM ve uluslararası tanınırlığa sahip Tripoli'de.

Türkiye'nin ülkenin savunma sanayiindeki başarılı adımlarını yineleyen Oktay, Türkiye'nin insansız modeller ve F-35 gibi savaş uçakları üreteceğini söyledi.

Temmuz 2019'da Türkiye'nin Rus S-400 savunma sistemlerini satın alması, Trump yönetiminin Türkiye'yi F-35 programından askıya almasına neden oldu. ABD, sistemin bir güvenlik riski oluşturacağını ve NATO sistemleriyle uyumsuz olduğunu iddia ediyor.

Ancak Türkiye, S-400'ün NATO sistemlerine entegre edilmeyeceğine ve ittifak için tehdit oluşturmayacağına karşı çıkıyor.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.12.21 08:23 NewsJungle Sisi, Erdoğan’ın Türkiye'nin asker gönderebileceğini söyledikten sonra Libya’nın Haftar’a tank gönderecek

Mısır'daki askeri darbenin ardından iktidara gelen Cumhurbaşkanı Abdel Fattah el-Sisi, Libya'nın Trablus'ta ilerlemeye çalışan doğu Komutanı Halife Haftar'ın kuvvetlerine tanklar yerleştirmeye hazırlanıyor.

Mısırlı yetkililerden alıntı yapan Orta Doğu Monitörü tarafından hazırlanan bir rapora göre, Kahire, BM tarafından tanınan Trablus hükümetine sürekli olarak saldıran Haftar'a Rus yapımı savaş tankları göndermeyi onayladı.

Mısır’ın savaş suçu Haftarına askeri yardımı, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, iki müttefik arasında askeri ve deniz anlaşması sonrasında böyle bir talepte bulunması halinde Libya’nın meşru hükümetine asker dağıtmayı kabul etmesinin ardından geliyor.

Rapora göre Mısır, tankları BM silahlanma karşıtı karardan kaçınmak için “geçici olarak” dağıtacak.

Savaşın sona ermesi ve Haftar’ın hedeflerine ulaşmasının ardından onları Mısır’a geri döndürmeye hazırlanıyor.

ABD, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Çad ve Sudan da Haftar'ın Ulusal Anlaşma Hükümeti'ne (GNA) karşı mücadeleyi destekleyen ülkeler arasında.

Nisan ayında Haftar’ın kuvvetleri Trablusgarp'ı GNA'dan ele geçirmek için askeri bir kampanya başlattılar, ancak şimdiye kadar şehrin eteklerinin ötesine geçemediler.

BM verilerine göre, operasyonun başlamasından bu yana 1.000'den fazla insan öldü ve 5.000'den fazla kişi yaralandı.

2011'de merhum lider Muammer Kaddafi'nin açıklanmasından bu yana Libya'da iki iktidar merkezi ortaya çıktı: biri Libya'nın doğusunda, özellikle Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen bir diğeri de BM ve uluslararası alanda tanınan Trablus'ta.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.09.14 15:35 NewsJungle Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadeleye devam etme sözü verdi

Türkiye, aralıksız terörle mücadele etmeye devam edecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilere Cuma namazından sonra yaptığı açıklamada, Perşembe günü, güneydoğudaki Diyarbakır'da yedi sivili öldüren ve dokuz kişiyi yaralayan bir araca yapılan PKK terör saldırısına değindi.
Terörist saldırı Diyarbakır'ın Kulp semtinde saat 6 civarında gerçekleşti. (1500GMT), Diyarbakır Valiliği'ne göre.
Türkiye'ye yönelik 30 yıldan fazla süren terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu.
Mevcut protestocu sayısı binlerce kişiye şişebilir
Erdoğan, Diyarbakır’daki pek çok anneye terör eylemi yapan PKK’ya yönelik protesto gösterileri düzenleyen ve çocuklarını işe almaya çalışan çocuklara destek verdiğini belirterek, mevcut protestocu sayısının binlerce kişiye şişebileceğini söyledi.
Bazı 28 aile, güneydoğusundaki Diyarbakır ilinde, Halkların Demokrat Partisi'nin (HDP) oğullarını terörist PKK'ya zorla topladıklarını iddia ederek gösteri düzenlediler.
Türk hükümeti, HDP'yi çok sayıda bağlantı kurmak ve terörist PKK'ya destek sağlamakla suçladı.
"İdlib'teki gelişmeleri tartışmaya devam edeceğiz"
Erdoğan, bölgesel ilişkilere yönelirken, önümüzdeki Pazartesi günü yapılacak olan Rus ve İran liderleriyle yapılacak üçlü zirvede, Türkiye'nin güney sınırındaki Diyarbakır'dan yaklaşık 400 mil (Diyarbakır'dan yaklaşık 400 mil) oluşan İdlib'deki son gelişmeleri tartışacağını söyledi.
“İdlib'deki gözlem gözlemleri ve terör örgütleriyle mücadeleyi içeren gelişmeleri tartışmaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye ve Rusya, geçtiğimiz Eylül ayında Idlib'i saldırganlık eylemlerinin açıkça yasaklandığı bir serbest bırakma bölgesine dönüştürme konusunda anlaştılar.
Anlaşmaya göre, İdlib’de muhalif gruplar hazır bulundukları bölgelerde kalacaklar; Rusya ve Türkiye ise kavgaya devam etmeyi önlemek için bölgede ortak devriyeler gerçekleştireceklerdi.
Bununla birlikte, Suriye rejimi ve müttefikleri, ateş düşürme bölgesi içinde sık sık saldırılara yol açan ateşkes şartlarını tutarlı bir şekilde çiğniyorlar.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.09.11 12:59 NewsJungle Türkiye, F-35 avcı uçağından vazgeçmedi: Sözcü

Türkiye’nin ABD’nin F-35’lerinden vazgeçmediği ve ülkenin cumhurbaşkanlığı sözcüsü Salı günü yaptığı açıklamada, Ankara’yı savaş uçağının üretim programından çıkarmak kolay olmayacağını belirtti.
“F-35'lerden vazgeçmedik, Türkiye'yi o programdan çıkarmak da kolay değil. Krizin er ya da geç çözüleceğine inanıyoruz ”dedi. İbrahim Kalin, cumhurbaşkanlığı kompleksinde yapılan Kabine toplantısının ardından gazetecilere verdiği demeçte.
Temmuz ayında, ABD, Türkiye’nin F-35 programına katılımını askıya alarak, Rus S-400 füze savunma programını satın almasının, Türkiye'nin sürekli olarak inkar ettiği iddiasıyla savaş uçaklarını tehlikeye atabileceğini söyledi.
Türkiye, F-35 avcı jetlerinin bazı parçalarını üretiyor ve aynı zamanda jet programının bir ortağı ve üretim zincirinden çıkarmaya yönelik çabaların çok maliyetli olacağı konusunda uyardı.
Suriye'nin kuzeyindeki Fırat Nehri'nin doğusunda güvenli bir bölge kurma çabalarını sürdüren Kalin, Türkiye’nin ABD’nin kendi başına bir duraklama veya suiistimalle karşı karşıya kalması durumunda Türkiye’nin bölgeyi kurabileceğini söyledi.
“ABD tarafından gelen bilgilerin alanın tamamen güvenli olduğunu doğrulayamıyoruz. Bunu kendi kaynaklarımızla doğrulamamız gerekiyor ”dedi. Türkiye’nin, bölgenin bazen ABD’nin müttefiki olduğu bir terörist PKK / YPG’den kurtulmasını talep ettiği gerekçesiyle.
7 Ağustos’ta, Türk ve ABD askeri yetkilileri Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge kurmayı ve eve dönmek isteyen yerlerinden edilmiş Suriyelilerin hareketini kolaylaştırmak için bir barış koridoru geliştirmeyi kabul etti. Ayrıca ortak operasyon merkezi kurmaya karar verdiler.
Anlaşmada ayrıca, terörist YPG / PKK bölgesini temizlemek de dahil olmak üzere Türkiye'nin güvenlik endişelerini gidermek için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması öngörülüyor.
Türkiye, önceki ABD’nin, kuzey Suriye’deki Manbij kasabasından ayrılan PKK / YPG’yi durdurmasından şikayet etti.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu. PKK / YPG Suriye şubesidir.
- Teröre karşı anneler
Türkiye'deki terörizme karşı protestolara değinen Kalin, uzun süredir hükümeti PKK terör grubuyla bağlantı kurmakla suçlanan - Halk Demokrat Partisi (HDP) eyaletinin dışında bulunan ofislerinin dışında oturmak isteyen annelere ve ailelere destek verdi.
Protesto 3 Eylül'de başladı, bir anne genç oğlunun PKK tarafından işe alındığını iddia ettiği iddiasına karşı protesto etmeye başladı.
Kalin, uluslararası basını neredeyse iki haftadır devam eden "önemli" protestoları görmezden gelmekle suçladı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.08.03 11:25 NewsJungle İsrail, F-35’le Türkiye arasındaki anlaşmayı bırakması için Washington’nda lobi yaptı

İsrail, İsrail’in basında çıkan haberlere göre, gizlice ABD’deki Trump yönetimini Türkiye'nin F-35 avcı uçlarını bölgedeki askeri yönünü koruma çabasıyla satın almalarını engellemek için lobi yaptı.
İsrail Kanal 12'nin Perşembe günü bildirdiğine göre İsrail, Beyaz Saray'dan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya'dan S-400 füze savunma sisteminin satın alınmasını onaylamasının hemen ardından F-35 programından Ankara'yı bırakmaya çağırdı.
"Türkiye'ye gelişmiş uçakların satışını iptal etmek için Washington'a baskı uyguladı" dedi.
Türkiye, F-35 programından Temmuz ayında askıya alındı ​​ve Rus S-400'ün F-35 jetlerinin güvenliğini tehlikeye atacağını iddia eden ABD yönetimi ile görevden alındı. Türkiye, yıllarca S-400'lere dönmeden önce Patriot ABD füze savunması satın almakta başarısız olduğunu iddia ederek iddiayı reddetti.
ABD Başkanı Donald Trump, S-400 konusunda Türkiye'yi cezalandırmakta direndiğinde, yaptırımlar da dahil olmak üzere Türkiye aleyhinde önlem alma konusunda Kongre’nin yanı sıra kendi idaresinden de baskı gördü.
Son iki yılda, İsrail ABD'den F-35'leri almaya başladı ve Orta Doğu'da bu tip savaş uçaklarına sahip olan tek ülke oldu.
İsrail hükümeti, ABD yardım fonlarını kullanarak en az 50 F-35 uçağı almak için ABD savunma müteahhidi Lockheed Martin ile anlaşma imzaladı.
Uçak, 2024 yılına kadar iki ve üçlü gruplar halinde teslim edilecek.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.07.18 19:57 NewsJungle ABD, Rusya füze savunma alımının ardından Türkiye'yi F-35 programından çıkardı

ABD’nin Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Türkiye’yi, Ankara’nın Rus S-400 anti-air sistemi alması üzerindeki tehditlerin ardından F-35 gizli savaş programından çıkardığı duyuruldu.
Pentagon'un satın alma ve satın alma şefi Ellen Lord gazetecilere verdiği demeçte, işlem 2020 Mart ayının sonunda tamamlanacak.
Lord, "ABD hala Türkiye ile olan stratejik ortaklığımıza değer veriyor" dedi. “Savunma Bakanlığı ve ABD hükümeti, Türkiye'nin birlikte çalışabilirlik için NATO birlik standartlarında hava savunma sistemleri edinmesini sağlayacak ve yine de Türkiye'nin F-35 ortaklığı içinde kalmasına izin verecek alternatif bir yolun planlanması konusunda çok geniş bir çaba sarf etti.”
ABD’nin, Ankara’ya S-400’ü satın almalarını engellemek amacıyla Türkiye’ye Patriot hava karşıtı sistemler sağlama çabalarında bulunduğunu belirtti. Sosyal yardım, Lord, Türkiye'nin Rus sistemine olan ilgisini açıklamasının 2017 başından beri sürmekte olduğunu söyledi.
Trump yönetimi, S-400'ü Rusya'dan aldıysa Türkiye’yi F-35 avcı programından çıkarmakla tehdit etti ve hava karşıtı sistemin Moskova tarafından gizli avcı hakkında gizli bilgi edinmesi için gizlice kullanılması konusunda uyardı.
S-400 bileşenlerinin teslimatı geçen hafta başladı ve bugüne kadar Türkiye'de altı ay boyunca iniş yapan 14 adet ilgili ekipman sevkiyatı ile devam ediyor.
Lord, "F-35'in gücünün büyük kısmı gizli yeteneklerinde yatıyor" dedi. “Bu yetenekleri tespit edebilmek, F-35 programının uzun vadeli güvenliğini tehlikeye atar.”
Platformda eğitim almak üzere ABD'ye gönderilen Türkiye'nin pilotları ve bakım personeli, ay sonuna kadar ülkeden ayrılmak zorunda kalacakları konusunda bilgilendiriliyor.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.26 17:12 NewsJungle Erdoğan Japonya'daki G20 zirvesinde Trump ile buluşacak

ABD Başkanı Donald Trump, ABD mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ın 28-29 Haziran tarihlerinde Japonya’daki G20 Osaka Zirvesi’nde görüşeceğini söyledi.
Yetkili, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’le, Rus mevkidaşı Suudi Arabistan’ın Kraliyet Prens Muhammed Bin Salman, Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Hindistan’ın Başbakan Narendra Modi, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Avustralya Başbakanı Scott Morrison’la görüşeceğini söyledi.
Pazartesi günkü Trump’ın tam zirve programını açıklayan Beyaz Saray’ın üst düzey yetkilisine göre, Türkiye’nin Rusya’nın S-400 füze savunma sistemi satın almasının ve ikili ilişkilerin liderlerin toplantısında görüşülmesi bekleniyor.
ABD ve Türkiye arasındaki gerginlikler, Türkiye’nin, F-35 savaş uçağı programında Türkiye'nin rolünü tehlikeye sokacağını ve tetikleyebileceğini söylediği ileri S-400 yerden havaya füze savunma sistemini almaya başlamasıyla, Türkiye’nin son aylarda gerginliği arttı yaptırımlar. Türkiye, Trump'tan daha yumuşak bir ton ve kongre yaptırımlarından muaf tutmayı bekliyor.
Birleşik Devletler, Türk hükümeti devam ederse ve S-400'leri topraklarına uygularsa, Türkiye'ye yaptırımlar getireceğini açıkça belirtti. Savunma Bakanı Hulusi Akar'a 6 Haziran'da gönderilen bir mektupta, eski Vekili Pentagon başkanı Patrick Shanahan, eğer Türkiye S-400'lerde yönünü değiştirmezse, Türkiye F-35 projesinden çıkarılacağını açıkladı. Bir yanıt mektubunda, Akar ittifak ruhu için uygun olmayan bir dil kullanmak için meslektaşı çarptı.
Erdoğan, S-400'lerin ilk bölümlerinin Temmuz ayının ilk yarısında Rusya ile “anlaşma” olarak nitelendirileceğini söyledi. Türkiye, Mayıs ayında eğitim almak üzere Rusya'ya teknik bir askeri ekip gönderdi ve S-400'lerin konuşlandırılacağı yerlerdeki incelemeleri yapmak için bir Rus ekibinin 28-30 Haziran tarihlerinde Türkiye'yi ziyaret etmesi bekleniyor.
Türkiye, ABD’yi S-400 sistemleriyle ilgili teknik sorunları açıklığa kavuşturmak için bir komisyon oluşturmaya çağırdı, ancak ABD hükümet yetkilileri bu teklife cevap vermedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.12 19:36 NewsJungle Türkiye, “bağlayıcı olmayan” ABD Kongresi kararını kınadı

11 Haziran’da Türkiye, ABD ile ABD arasındaki müttefik ilişkilerin doğası üzerine ABD Kongresi’nin onayladığı bir kararı kınadı.
“10 Temmuz’da ABD Temsilciler Meclisi’nden geçen tasarı, Türkiye’nin ve ABD’nin köklü dostluk ve ittifak ilişkilerine uymuyor. Türkiye’nin dış politikası ve yargı sistemi hakkındaki haksız ve temelsiz iddialarını kabul etmek mümkün değil. ”Türkiye Dışişleri Bakanlığı yazılı açıklamada bulundu.
Bu, “kabul edilemez” bir karardı, bakanlığın açıklamasında, böyle bir “tehdit edici ton” kullanmanın kabul edilemez olduğunu sözlerine ekledi.
“Her zaman vurguladığımız gibi, müttefikler arasındaki farklı bakış açılarını düzeltmenin en iyi yolu diyalogdan ve ülkelerin egemen kararlarına saygı göstermekten geçer” dedi.
Bakanlığa göre ABD’nin kararı “bağlayıcı değil”.
ABD Temsilciler Meclisi, "ABD-Türkiye ittifakı için endişeyi ifade etmek" amacıyla 10 Haziran'da tasarısını geçti.
Tasarı, Türkiye’nin NATO’nun ittifakı verilen ABD ile Türkiye arasındaki bağlılığın önemine dikkat çekti ve ikincisini Rus S-400 hava ve füze savunma sistemlerini satın alma kararından mahkum etti.
ABD hükümeti, Türkiye’nin Türkiye’nin gereklerine uygun olarak "güçlü, yetenekli ve NATO ile birlikte çalışabilir" bir savunma sistemi önerdiğini belirtti.
Ayrıca, Türkiye’nin S-400 füzesi satın alma kararını “ABD-Türkiye ittifakının bütünlüğünü tehlikeye attığını ve NATO’yu baltaladığını” kınadı.
Türkiye, S-400 satın alımını durdurmazsa, ABD, Türkiye'nin F-35 sanayi programına katılımını sona erdirecek ve tasarıyı Amerika’nın Yaptırımlar Yasası (CAATSA) ile Düşen Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Yaptırımları ile yaptırımlar uygulayacaktır.
ABD ile Türkiye arasındaki gerginlikler, geçtiğimiz aylarda, Temmuz ayında ileri Rus yüzeyden havaya füze sistemini almaya başlayan Ankara'yla birlikte ateş seviyesine ulaştı.
ABD yetkilileri, Türkiye’ye S-400 sistemi yerine ABD Patriot füze sistemi satın almalarını tavsiye ederek, Rus yapımı sistemin NATO sistemleriyle uyuşmayacağını ve F-35’in Rusya’nın alt bölgelerine maruz kaldığını savundu.
Ancak Türkiye, S-400’ün NATO’nun işlerliğine entegre olmayacağını ve ittifak için bir tehdit oluşturmayacağını vurguladı.
Ankara, Rusya’nın teknoloji transferleri de dahil olmak üzere daha iyi bir anlaşma önerdiğini ekleyerek, başka teklifler almaya yön veren Vatansever füze sisteminin satılmasının ilk reddedildiğini söyledi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 4 Haziran’da, ABD’nin henüz Türkiye’ye “S-400’ler kadar iyi bir teklif” sunmadığını söyledi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.08 12:45 NewsJungle Kıbrıslı Türklerin hakları nasıl?

ABD'li yetkililer, bir gün geçmeden ABD yetkilileri olmadan, Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın alma planları veya Türk makamlarına Kıbrıs Adası'ndaki hidrokarbon rezervlerinin sondajına başlaması için baskı yapma planları nedeniyle eleştiriliyor.
Ancak ikincisi, ABD’li politika yapıcıların gözünde giderek daha acil hale geliyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Palmer’ın Lefkoşa’ya yaptığı son ziyaret, Washington ve Lefkoşa arasındaki ikili ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesinde oldukça önemli görünüyor. Türkiye’nin bölgedeki faaliyetleri ve Kıbrıs’taki onlarca yıllık ABD silah ambargosu kaldırılmasının Palmer’ın gündeminde olduğu bildiriliyor.
İki ülke arasındaki bu yeni ilişki, adadan nispeten zengin hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesiyle kesinlikle ilgili, ayrıca ExxonMobil ve Noble Energy gibi ABD'nin dev enerji şirketlerinin gaz alanlarına girmesinin önünü açıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu İsrail’deki üçlü zirveye göndererek Yunanistan, İsrail ve Yunan Kıbrıs’ın ortak çabalarına çoktan siyasi destek vermişti.
İsrail'den Yunanistan'a Kıbrıs üzerinden uzanan bu yeni eksen, Doğu Akdeniz’deki ABD’nin etkisini görünür bir görünürlükle artıracaktır. Bu aynı zamanda ABD’nin bölgedeki Rus etkisine karşı çıkmasına yardımcı olacak, tabii ki, Lefkoşa ile Moskova arasındaki ortak Ortodoks değerlerine dayanan geleneksel bağlar bu Kıbrıslı Amerikan’ın yakınlaşmasının bir sonucu olarak zarar görecekti.
'Kaynaklar paylaşılmalı'
Bölgedeki bu yeni denklemin bir başka boyutu, Kıbrıslı Rumların, uluslararası şirketlerin ve uluslararası toplumun en az endişe duyduğu bir konu olan Kıbrıslı Türklerin haklarına tekabül ediyor.
ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Judith Garber, bu yönünü geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades’in varlığında yaptığı açıklamada dile getirdi.
ABD’nin, Kıbrıs’ın kendine özgü ekonomik bölgesinde kaynak geliştirme hakkını tanıdığını belirterek, “Bu kaynakların, her iki toplum arasında da genel bir yerleşim bağlamında eşit bir şekilde paylaşılması gerektiğine inanıyoruz. Bu tür kaynakların yakında birleşik bir Kıbrıs’a fayda sağlayacağı konusundaki en büyük umudumuz ”dedi.
Büyükelçi’nin açıklamaları, Kıbrıs hükümetinin, 18 yıl boyunca Afrodit gaz alanından yararlanarak 9,3 milyar dolar kazanacağı Shell, Noble Energy ve İsrail’in Delek’iyle anlaşmalı bir anlaşma imzalamasından bir gün sonra geldi. Tahminlere göre, Kıbrıs doğal gazın kullanım ömrü boyunca yıllık ortalama 520 milyon dolarlık gelir elde edecek. Ne yazık ki, Kıbrıs Rumlarının ifadesi, Kıbrıslı Türklerin bu gelire olan haklarından hiç bahsetmedi.
ABD, Kıbrıslı Türklerin de bu kaynaklardan yararlanmaları gerektiği görüşünde samimi olursa, hem Kıbrıslı Rum hükümeti hem de ABD şirketlerine bu konuda baskı yapmalıdır. Washington şeffaf bir işlem kaydı ve gelir paylaşımı için iki toplumlu bir komisyon kurulmasını zorlamalıdır.
Ciddi bir insan hakları ihlali
En önemlisi, bu hareketin Büyükelçi Garber tarafından belirtildiği gibi “genel bir yerleşim bağlamında” değil, hemen yapılması gerektiğidir. Washington’un bakış açısından nasıl göründüğünü bilmiyorum, ancak müzakere anlaşması için umutlar uzun zaman önce Kıbrıs’tan dolayı çöktü.
Tarih acı bir şekilde her zaman on yıllardır süren ihtilaftan en çok acı çeken Kıbrıslı Türkler olduğunu göstermiştir. Yarım asırdan fazla bir süredir dünyanın en anlaşılmaz ve kapsamlı ambargolarından birinin konusu olmuştur.
Çok uzun zaman önce değil, sadece 15 yıl önce, Kıbrıs Türk toplumunun üçte ikisi adanın birleşmesi için ilk ve tek referandumu onaylarken, Yunan tarafı ezici bir şekilde reddetti. İkincisi, eskilerin izolasyonu devam ederken, barış anlaşmasını çöktükten sadece bir hafta sonra Avrupa Birliği’ne kabul edildi. Daha esnek bir ticaret için AB tarafından Türk tarafına verilen sözler hiç tutulmamıştır.
(Şu anda, Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki silah ambargosunu kaldırmaktan bahsedenler, Annan Planının Türkiye'den ve Yunanistan'dan sembolik bir sayıda askerin varlığıyla askerli bir ada öngördüğünü hatırlatmalı.)
Bu semtte yüksek politika ve kazançlı ekonomik anlaşmalara karışmış olanların, Kıbrıslı Türklerin haklarının göz ardı edilmesinin gelecekte olası davalarla ciddi bir insan hakları ihlali teşkil edeceğini hatırlatması gerekir.
Kıbrıslı Türk makamlar, konuyu uluslararası mahkemelere götürme niyetleri nedeniyle Kıbrıs'ın tartışmalı sularında hidrokarbon faaliyetlerinde bulunan bu uluslararası şirketleri zaten bildirmişlerdir.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.06 08:46 NewsJungle El Cezire ABD’de faaliyet gösteren yabancı ajanlar olarak kayıt yaptıracak

ABD’nin Federal İletişim Komisyonu’nun yeni mali açıklama yasasıyla yabancı medya yayıncılarının ABD’de faaliyet gösteren yabancı ajanlar olarak kaydolmalarını bekliyor. Bu değişiklikle birlikte FCC, ABD dışında faaliyet gösteren yabancı medya şirketlerinin işleyişinde daha fazla şeffaflık getirmeyi amaçlamaktadır. El Cezire’yi yakından takip eden FCC, Katar merkezli medya organından, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasasında yapılan son değişiklik uyarınca, dış müdürüyle ilişkisini açıklayan bir rapor hazırlamasını istedi.
Yurtdışındaki ana şirketler tarafından yürütülen finansal ve operasyonel kontrolün ifşasını talep eder. Mali anlaşmaların açıklanması, Katar hükümetinin medya çıkışını propaganda çalışması için kullanma yollarını ortaya koyacaktır.
Rapora göre, ana şirketin ve ana şirket olan Al Jazeera International'ın hissedarının yasal belgelerde “Devlet Başkanı” olarak belirtilen “Katar Devletinin Emiri” dışında bir şey olmadığı bilinmektedir.
Maddenin uygulanması, son birkaç yıldır El Cezire'ye karşı yapılan ve Hamas ve Müslüman Kardeşler gibi aşırılık yanlısı grupların propagandasını yayınladığı ve virülans karşıtı Yahudiliği teşvik ettiği iddiası sonrasında geldi. Sonuncusu, ağın Yahudileri Yahudilerin Holokost’u istismar etmek, İsrail’in dış politikasını ilerletmek, Hitler’in Üçüncü Reich’in öldürdüğü Yahudi sayısını sorgulamak ve günümüz İsrail’i tartışmakla suçlayan bir video yayınladığı (ve sonrasında indirildiği) birkaç hafta önce doğrulandı. Shoah soykırımına kıyasla bölgede soykırım sürdürmektedir.
Bir grup ABD Cumhuriyetçisi, şeffaflık şartının uygulanmasına yönelik baskıyı artıran bu tür suçlamaları doğruladı.
Cumhuriyetçilerden birinin sözcüsü olan Lee Zeldin, “Örneğin El Cezire'den Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) uyarınca kaydolmasını talep ediyor. “Kanalın, Katar hükümeti ile olan ilişkisinin ayrıntılarını ortaya koyması için tüm çabalara destek verdi.
FARA 1938'de kabul edildi ve ABD'de faaliyet gösteren yabancı hükümetlerin desteklediği kuruluşların faaliyetlerini ve finansmanlarını açıklamalarını istedi.
FCC, Rus haber kuruluşları gibi yabancı güçlerin ABD içişlerine karışmasını engellemek için tasarlandı. Şimdiye kadar hiçbir Katar ya da ABD’deki Rus medya kuruluşu FCC’ye kayıt olmadı.
Mısırlı medya analisti Abdellatif El-Menawy, “Bu önlem uygulanıyor, Katar'ın Amerikan siyasi ve medya çevrelerinde yaptığı müdahalenin ve etkisinin boyutunu ortaya çıkaracak” dedi.
“Bu, uzun yıllardır söylediklerimizi de doğrulayacaktır: El Cezire'nin yalnızca medya kuruluşu olarak kabul edilemeyeceği, ancak politik hedeflere ulaşan bir siyasi sistemin elinde bir araç olduğu” dedi.
Cumhuriyetçiler ayrıca El Cezire’nin 17 Nisan’da geçen yılki Genel Başsavcı Jeff Sessions’a yazdığı bir mektuba yabancı ajan olarak kayıt yaptırmadıklarını da sorguladılar.
El Cezire, medya haklarını suistimal etme ve Katar rejimi için sadece bir ağızlık olarak davranma suçlamalarını uzun süre reddetse de, rapor açıkça ortaya çıktı. Jack Bergman, “Maske Al Jazeera'ya düşer”, “Ağ, esasen ABD topraklarında faaliyet gösteren Katar Hükümeti için bir halkla ilişkiler aracıdır; en kötü okuma altında, Katar casusluk aygıtının bir uzantısıdır. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


Rus ordusunun Ufolarla imtihanı - Mangyshlak Olayı Rusya'da hükümet istifa etti! Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill hükümeti uyardı Nişanlısıyla mesajlaşırken öldürüldü! RUSYA NIN KIYAMET SİLAHI POSEİDON 2019 Rusya İtalya'ya Asker Gönderdi (Virüs Dezenfekte Nasıl Ediliyor) LİBYA'DA RUS UÇAKLARIN OPERASYON YAPTIĞI AFRİCOM TARAFINDAN GÖRÜNTÜLENDİ Rus Mig 29 Uçağını Ulusal Mütabakat Hükümeti Askerleri Mandpas SA 7 İle İmha Etti

Almanya hükümeti: Rus muhalif lider Navalni, Noviçok adlı ...

  1. Rus ordusunun Ufolarla imtihanı - Mangyshlak Olayı
  2. Rusya'da hükümet istifa etti!
  3. Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill hükümeti uyardı
  4. Nişanlısıyla mesajlaşırken öldürüldü!
  5. RUSYA NIN KIYAMET SİLAHI POSEİDON 2019
  6. Rusya İtalya'ya Asker Gönderdi (Virüs Dezenfekte Nasıl Ediliyor)
  7. LİBYA'DA RUS UÇAKLARIN OPERASYON YAPTIĞI AFRİCOM TARAFINDAN GÖRÜNTÜLENDİ
  8. Rus Mig 29 Uçağını Ulusal Mütabakat Hükümeti Askerleri Mandpas SA 7 İle İmha Etti

Rusya'nın Afrika'daki 'bir numaralı silah tüccarı' olarak kıtadaki çatışmalardan ve istikrarsızlıktan faydalandığı belirtilen açıklamada, 'Rus hükümeti Wagner gibi özel güvenlik ... Rus askeri birimleri, KGB ve Rus Hükümeti buna UFO aktiviteleri de dahil olma üzere her çeşit bilgi üzerinde sıkı bir gizlilik uygular ve bu bilgilerin halkla ulaşmasını olanaksız hale ... DÜNYA ÇATIŞMA NOKTALARINI VE ATEŞKES ARAYIŞLARINI ANBEAN TAKİP EDERKEN FLAŞ HABER SÜRECİN AKTİF OYUNCUSU MOSKOVA'DAN GELDİ. BAŞBAKAN MEDVEDEV, HÜKÜMETİN İSTİFA ETTİĞİNİ ... Rus hükümeti bir karar alıp,bu zor zamanlarında İtalyanlara konularında uzman asker doktorlardan oluşan bir ekip gönderdi. Rus uzmanlar burada hem bilimsel çalışma yapıyor, hem'de Rus ... ABD başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı tartışmalı toplantıdan kısa bir süre sonra, Rus hükümeti bir dizi yeni nükleer silah sistemini ... Rus Mig 29 Uçağını Ulusal Mutabakat Hükümeti Askerleri Mandpas SA 7 İle İmha Etti *Düzeltme : Videoda Ulusal Muhafız Hükümeti olarak geçen grup Ulusal Mutabakat Hükümeti'dir* BEYOĞLU'DAKİ EVİNDE OTURMUŞ NİŞANLISIYLA MESAJLAŞIYORDU Kİ... PENCEREDEN YAKLAŞAN YÜZÜ MASKELİ BİR SALDIRGAN TARAFINDAN TAM BEŞ EL ATEŞ EDİLEREK VURULDU. SÜRÜNÜREK, KANLAR ... This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue